Kategoriler
Genel YAŞAM

MÜHENDİSLİK TAMAMLAMA PROGRAMLARINDA KONTENJANLAR ARTIRILDI

Anadolu Ajansında yer alan habere göre, YÖK Başkanı Saraç,Teknik Eğitim Fakültesi mezunlarından mühendislik tamamlama programlarına alınacaklar için bu yılki kontenjanların, bir önceki yıla göre artırılmasına karar verildiğini bildirdi.
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, sosyal paylaşım sitesi Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, Teknik Eğitim Fakültesi mezunlarının 3795 Sayılı Kanun gereği mühendislik tamamlama programlarına alındığını hatırlattı.

Talepler dikkate alınarak bu yılki kontenjanların, bir önceki yıla göre artırılmasına karar verildiğini bildiren Saraç, “Önümüzdeki aylarda Mühendislik Tamamlama Programları Tercih Kılavuzu, ÖSYM’nin internet sitesinden yayımlanacaktır” bilgisini paylaştı.

Kategoriler
ANNELİK BEBEK BAKIMI

BEZLER FORA !

Bez bırakma mevzusunu bir kaç başlık halinde yazmaya çalışıyorum ki tek seferde uzun uzadıya yazmakta pek mümkün değil zaten. http://prensesveannesi.com/bez-birakma-hazirligi.html yazımızın devamı, önce kafalar, sonra popolar hazır olsun da diyebiliriz özeti 🙂 Bu macerayı, keyifle geride bırakmış bi anne olarak, tüm kalbimle söylüyorum; sakin sakin yol almakta fayda var ! Evet, bizde başlarda, nerden başlayacağını şaşırmış her anne baba gibi, bir heves ve konuyla uzaktan yakından çokta alakası olmayan “alıştırma külotları”nı ararken bulduk kendimizi, birde klozet aparatlarını, bebek tuvaletlerini.. “Aman % 100 pamuk olsun” “poposunu çok sıkmasın” “bebek tuvaleti alalım, koca koca tuvaletlerden korkmasın” falan derken, önce görselde ki külotları buldum.

Lakin bu arkadaşlar, açıklama kısımlarında nedense belirtilmediği gibi, çiş tutma özelliğine sahip değil. Hatta neresinde “alıştırma” şanına uygun görülmüş çok merak ediyorum. Çişi değil tutmak konunun yanından dahi geçmiyor. Birde kalıpları gercekten cok küçük, şayet alacaksanız bi beden büyük seçmenizde fayda var.. Yada onlara o fiyatı verene kadar çocuğunuza bildiğimiz pamuklu külotlardan çifter çifter alabilirsiniz, çünkü kısa bi zaman sonra en çok lazım olan şey onlar oluyor. O takoz gibi, yaz günü giydirmek bile mümkün olmayan sözde alıştırıcı külotlar değil ! Sıvıyı olduğu gibi dışarı bırakan o arkadaşlarla hatırı sayılır bi zaman kaybetmemek için pek çok insanın, uzmanın, hatta blog yazarının “yapma” dediği gibi yaptım ve hoş geldin dedik gündüzleri külotlu, geceleri bezli popoya 🙂

Yaklaşık 2 aydır geceleri bez, yakın zamanda da huggies gece külodu kullanmaya başladık. Gece bezlerini bırakma zamanının gelişini, sabahları bezi kuru bir şekilde kalkmaya başladığında anladım. Ben henüz gece uykusunu bölüp tuvalete götürmedim hiç, ihtiyacı olduğunda kendi isteyebilir diye düşündüm, onu da akışına bıraktım 🙂
Yaklaşık 2 haftadır sabahları bezi kuru kalkıyordu küçük hanım, artık gece külodunu da bırakıp normal külotlara geçebiliriz diye düşünürken, tatilde, anane evinde biraz gevşedik sanırım ki bir kaç gündür bezleri biraz ıslak.
Bu durum bende başa sardık hissi yaratmadı, çünkü alıştığımız temponun hayli dışına çıktık ve yeniden rutine oturtmak için benim biraz daha dikkatli olmam gerek sanırım.

Misal bez bırakma döneminde, gece küloduna geçtiğimiz andan itibaren yaptığımız en işe yarar uygulama, uykudan 2 saat önce beslenme, özellikle sıvı alımını bırakmaktı. Bu sayede zaten geceleri çiş olayı ortadan kalkmış oldu diyebilirim.

Gündüzleri tuvaletini rahatça yapabilmesi ve birazda cezbetmesi için, renkli, şirin bi lazımlık aldık ve hala onu kullanıyor. Dışarı çıktığımız zamanlarda da, yetişkinlerin kullandığı ve üzerinde hijyenik örtüsü, bilmemnesi olmasına rağmen zerre güven vermeyen tuvaletleri kullanmak yerine yanımızda “atta lazımlığı” dolaştırmaya başladık 🙂 Bizim kullandığımız klozete de sanırım lazımlığı küçük gelmeye başladığında, uygun bi aparat alıp geçeriz diye düşünüyorum..
Bez bırakma maceramıza dair fırsat buldukça yazmaya devam, şimdilik bu kadar,
sevgiler

Kategoriler
ANNELİK BEBEK BAKIMI

BEZ BIRAKMA HAZIRLIĞI

Uzman fikrine başvurulası konulardan biri de “bez bırakma” ki, tamda bu noktada ben kendi fikrime başvurmayı, çevremdekilere de aynısını yapmalarını diliyorum ! Nedeni basit, hemen her konuda olduğu gibi her çocuk farklı.. Özelikle pek çok alt faktöründe şekillendirici unsur olduğu, temeli insan psikolojisi olan konularda, uzman görüşünden önce anne görüşü diyenlerdenim ben. Danıştığınız konuda fikir üreten insanda aldığı eğitimle, kendi, belkide henüz deneyime çevirmediği teorilerini savunuyor yada deneyimledi ama sizin hayatınızda ki küçük insanla onun ki birbirinden tamamen farklı ve bu farkı gözetmiyor..

Aslında bilhassa bu yüzden yazmak istedim bu konuyu. Bebeğiniz bez bırakmaya hazır mı ? önce anne hisseder bunu..
2,5 yaşında ki kızımın poposunda her bez gördüğünde, böyle şeyler söyleyince çok tonton olduğunu sanarak, sürekli “aaa sen hala bez mi takıyosun” “çıkarsana annesi” “bak büyümüş artık” “çıkarda rahatlasın poposu” gibi cümleler üretenleri hiç bi zaman takmadım 🙂

Öncelik bunun farkına vararak rahatlamak, durumu bebeğinize ve kendinize kısaca akışına bırakmak.. Şayet varsa etrafınızda kafa olarak kendinize yakın hissettiğiniz biri, onunla bi küçük beyin fırtınası yapmak. Ama kıyaslama yapmadan, asıl mevzudan kopmadan..

Ben öyle yaptım, geçen yıl maalesef şimdi adını bile hatırlamadığım bi blogda, hayli sempatik bi yazı okudum, üzerine aklımda iyice yer eden şeyleri aklına güvendiğim bi arkadaşımla paylaştım ve sonra hemen harekete geçmek yerine zamana bıraktım.

Epey zamandır bezi istemeyişleri, çişi, kakası geldiğinde kendiliğinden söylemesi, bez bırakma zamanı geldi demekti. Biz 3 yaş doğum gününü kutlamadan önce, “doğum gününden sonra bezi bırakalım” kararı aldık ve o zamandan sonra da alıştırmalara başladık.

Sürekli çişin var mı, kakan var mı ? diye bunaltmadım Ada’yı, çünkü bu yaklaşımın onda ters tepeceğini biliyorum. Misal, boş bulunup bir kaç kere “çiş, kaka var mı annecim” diye fazladan sorduğumda, “hayır” dedikten hemen sonra bilinçli bi şekilde olduğu yere çişini yapmıştı. Velhasıl küçük hanım 3 yaşına bastıktan hemen sonra ufak ufak bez bırakma aksiyonuna girdik diyebiliriz.

Kategoriler
MUTFAK

ÇİLEK REÇELİ

Önce ki yazımda tarif vermeyi unutmuşum 😀 Çilek miktarı kadar şekeri, tencerede meyvelerin üzerini kaplayacak şekilde döküyorsunuz. Ben bi gece tencerenin üzerini kapatıp şekerin içinde beklettim. Sabah içine bikaç damla limon suyu ve bitane de karanfil atıp kısık ateşte kapağı açık olarak kaynattım. Reçellerin köpüklerini sevdiğim ve şekerlenecek kadar fazla miktarda reçel de hiç bi zaman yapmadığım için köpükleri toplamadım..
Misler gibi de oldu, şimdi sıra geldi farklı tatlar ve en önemlisi şekersiz tarifler denemeye 🙂

Kategoriler
MUTFAK

BİR REÇEL HİKAYESİ

Daha önce, misal en son hamileyken aşerdiğimde yapma girişimim olmuş fakat inşatlara harç olabilecek seviyede betondan hallice bir karışım çıkarınca ortaya “yok ben bu işi yapamıyorum” deyip bırakmıştım.
Sonraları kendimi avuttum, “çok kolay ya ondan yapamıyorum”, “bana verin dünya mutfağı falan reçel neymiş” “hem zararlı zaten içinde bi dünya şeker var” bla bla bla.. Bir diğer aynı metotla tef çaldığım gıda da kreptir, ki kendisi hala neden bi türlü yuvarlak olamıyor anlamıyorum ! Neyse pazar günü edindiğimiz dalından yeni kopmuş, tazecik kiraz ve çileklerin küçük bi kısmıyla reçel yapayım dedim. Yenilen pehlivan misali, sanki hiç denememişçesine, bi heves, bi heyecan !
Hiç dolandırmadan söyleyim; mutfakta yanı başında olmama rağmen kirazları yaktım. Kokusunuda mı duymadın arkadaş diyorum hala kendi kendime.. O da bi muamma olarak kaldı reçel maceramda..
Sıra geldi çileklere, içimden bi ses “otur ye buna yazık etme bari” dese de o sesi etkisiz hale getirip yeniden başladım veeeee bu defa başardım ! hala inanamıyorum ! reçel yaptım ben !
Bloğa koymak için kendisinin tek başına değil de birlikte bi fotoğrafımızı mı koysak diye düşündüm. Hatta bi de çıkarttırsam da çerçeveletsem mutfağa assam ! çok sempatik olur bence kendimi bu fikre çok yakın hissediyorum 🙂 Hani şu duvarında “KITCHEN” yazılı tabela olan mutfaklar gibi olur en fazla ! Bu da bi nevi algı yönetimi sanırım, o tabelalar olmasa maazallah insan banyoya yada yatak odasına falan girdiğini sanabilir aklı da karışabilir !

Velhasıl ne ara muhabbet buraya geldi bilmiyorum ama sonunda çilek reçeli yaptım !
Fotoğrafta gördüğünüz o minnak ötesi kavanoz da kızımın bebelac kavonozlarından biri 🙂 Toplamda bu kadarcık reçel oldu ama zaten fazlasının hatta kendisin komple zararlı olduğu inancındayım hala. O yüzden ne kadar az o kadar iyi, maksat canın istediğinde o hazır, katkı maddeli, koruyuculu gıdalardan almak yerine el altında bulunsun..

edit,
yazmayı unuttuğum tarif için link burada ;
http://prensesveannesi.com/cilek-receli.html

Kategoriler
Genel YAŞAM

EINSTEIN’DAN FREUD’A MEKTUP !

Çok sevgili Bay Freud,

Gerçeği bulma özlemi sizde başka bütün özlemleri nasıl bastırıyor, şaşılacak şey. Savaş ve yok etme güdülerinin insan ruhunda sevgi ve yaşama gücü ile nasıl iç içe girmiş olduğunu su götürmez bir açıklıkla ortaya koyuyorsunuz. Ama inandırıcı açıklamalarınızdan bir de şu büyük amaca ulaşma özlemi çıkıyor ortaya: İnsanın iç ve dış bütün savaşlardan kurtulması. Bu büyük özlemde, çağlarının ve uluslarının üstüne çıkan, düşünce ve ahlâk alanında birer yol gösterici olarak saygı gören bütün büyük insanlar birleşir. İsa’dan Goethe’den Kant’a kadar hepsinde bu kurtuluş özlemi vardır. Her ne kadar insanlar arasındaki ilişkileri düzenleme istekleri pek gerçekleşmiş değilse de, yalnız bu türlü insanların bütün dünyaca birer önder sayılmış olmaları anlamlı bir gerçek değil mi?

Şuna inanıyorum ki, çalışmalarıyla yol göstericilik yapan üstün insanlar –dar bir alanda da olsa– aynı ülküyü büyük ölçüde paylaşmaktadırlar. Ne var ki, politik gelişim üzerinde pek etkileri olmuyor. Ulusların kaderini çizen bu alan hemen hemen kaçınılmazcasına dizginsiz ve sorumsuz politika adamlarına bırakılmış görünüyor.

Politik önderler ve yönetimler yerlerini ya zorbalığa, ya da yığınların oyuna borçludurlar. Ulusların düşünce ve ahlâkça yüksek bölüklerinin temsilcisi sayılamazlar. Ama seçkin aydınlar, bugün halkların tarihi üzerinde doğrudan doğruya hiç bir etkide bulunamıyor; oraya buraya dağılmış bulunmaları günün sorunlarının çözümlenmesine doğrudan doğruya katılmalarına engel oluyor. Yaptıkları ve yarattıklarıyla yetilerini ve iyi niyetlerini göstermiş olanların kendiliklerinden bir araya gelmesi, dünyaya bir değişiklik getiremez mi dersiniz? Üyeleri birbirleriyle sürekli düşünce alışverişi içinde bulunacak olan bu uluslararası birleşme, tutumlarını basında ortaya koyarak, imzalarının sorumluluğunu yüklenerek, politik sorunların çözümü üzerinde önemli ve uyarıcı bir etki sağlayabilir.

Bilim akademilerinde de rastlanan insan yaradılışının eksikliklerinden doğan sakıncalar burada da görülecektir şüphesiz. Ama yine de öyle bir çabaya girişmek yerinde olmaz mı? Doğrusu ben, böyle bir işe girişmeyi büyük bir ödev sayıyorum. Böyle bir yüksek aydın topluluğu kurulunca, sistemli olarak dinsel kurumları da savaşa karşı harekete geçirmeye çalışmalıdır. İyi niyetleri bugün acı bir boyun eğme ile felce uğrayan bir kişiye içten destek olurdu. Düşünce ürünleriyle yüksek bir saygınlığa ulaşmış olan kişilerin kurduğu böylesi bir topluluk, Milletler Cemiyetinin güçleri için değerli bir dayanak olacaktır.

Bu düşüncelerimi, dünyada herkesten çok size sunuyorum, çünkü siz isteklere herkesten daha az kapılırsınız ve sizin yargınız ciddiliği en ağır basan bir sorumluluk duygusuna dayanmaktadır.

Albert Einstein