Kategoriler
MUTFAK Uncategorized YAŞAM

GELDİ BAHAR AYLARI :)

ve merhaba sıcak süt, merhaba kuş, sana da merhaba faranjit ! Bana mı öyle geliyor yoksa bahar aylarında kışın olduğundan daha mı çabuk etkileniyor insan ? Bizim alerjik bünyeler özellikle.. Birde, bıdık evlat üşütünce sırayla hepimiz yamuluyoruz.. Kim kime bakıcak derken tabi ki her kim ki en anne “hadi bakalım ayağa!” velhasıl zırt pırt üşütüp, aman da aman ne hassasmış bünyemiz deyince bağışıklık sistemini güçlendirmek için neler yapılabilir araştırır oldum.. Aslında yapılacak çok şey var ama, ben daha çok, günlük rutin koşuşturmaca içinde fırsat bulup, gerçekten “yapılabilir” olanlara bakıyorum.

Misal, sabah aç karnına içilen limonlu su,
kahvaltıda taze sıkılmış portakal / greyfurt suyunun içine atılmış bir çay kaşığı zencefil,
yakın zamanda başladığım; yoğurt, sütlü yulaf vs gibi gıdalara eklediğim bir çorba kaşığı chia,
gün içinde, ki elimden geldiğince sabah – akşam bir fincan içmeye çalıştığım ısırgan otu çayı,
aklıma geldikçe yaptığım taze zencefilli ıhlamur,
kızıma yaptığım kemik sulu çorbalardan çokta sevmesem de arada biraz,
gece uyumdan önce içmeye çalıştığım ama genelde unuttuğum ballı zerdeçallı süt 🙂

Mühim olan devamlılık aslında, bir gün yap, beş gün yapma uygulamalarda fayda beklemek mantık hatası. Bu yazdıklarım, elimden geldiğince yapmaya çalıştıklarım. İnternette, konusunda uzman kaynaklardan çok daha detaylı bağışıklık destekleyici uygulamaya, beslenme ve spor programlarına ulaşabilir kendinize bi güzellik yapabilirsiniz, ki bence hiç birşey yapmamaktan iyidir 🙂

Kategoriler
SEYAHAT SOSYAL HALLER

AQUA VEGA AKVARYUM DENEYİMİ

Mayıs ayı Ankara gezimizde, 23 Nisanda yapmayı istediğimiz Anıtkabir ziyaretiyle birlikte Aqua Vega’da listemizdeydi. Ankara’da sadece 1 hafta sonu geçireceğimiz için, küçük hanımı da çok yormayacak güzel bir rota belirledik. Cumartesi gününü akvaryuma ayırdık ve çıktık yola.
Dünyanın üçüncü, Türkiye’nin ise en büyük akvaryumu olma özelliğine sahip Nata Vega; 4.5 milyon litre su kapasitesi ve 98 metre uzunluğuyla, köpek balıklarından, Napolyon balıklarına, Koi balıklarından, Palyaço balıklarına kadar yüzlerce çeşit balıkla birlikte 12.000 deniz canlısına ev sahipliği yapıyor.
En çok ilgimi çeken, çocuklar gibi şen olmamı sağlayan; üzerimizden süzüle süzüle geçen vatozlar ve köpek balıklarıydı 🙂
Biz koca bebekler alık alık etrafa bakınırken, Ada’nın sanki her gün köpek balığı, vatoz, timsah falan görüyomuşçasına çokta oralı olmayıp kısmen bizi idare edişi de hayli enteresan oldu !
Yani, elbet her bebek farklı ama; 3,5 yaşındaki bebeğimin tavrından yola çıkarak, hevesiniz zirvede gidip, “taam annecim, birazdan gidicez, babacım bak köpek balığı aaa ne güzel” gibi oyalamacalarla çokta bişey anlamayabilirsiniz 🙂 O çok sevecek, kesin çok beğenecek falan değil aslında, yani böyle bi ihtimal de var; hiç ilgini çekmeyip, hatta beğenmeyebilir bile.. Böylelikle beklentiyi düşük tutup daha az afallayabilir anne-babacıklar 🙂

Sıra geldi; giriş ücretlerine ! Biz kişi başı 18 TL ödemiştik sanırım, 250 farklı vahşi canlının olduğu Adrenalin Dünyasına da giriş yapmak istiyorsanız sanırım 1-2 TL civarı fark ediyordu. Ama biz pitonlar vs. Ada için çok eğlenceli olmaz hatta belki korkabilir diye tercih etmedik.

Şayet fırsatınız varsa da gezi için hafta sonu değil, hafta içini seçin derim. Etraf o kadar kalabalık, fotoğraf çekmek için insanlar birbirinin üzerine çıkıyorken çok bir şey anlaşılmıyor.

Özetle; gerçekten güzeldi.. Yine gidilebilirlerden..

Ben bu telefon numarasını arayıp gerekli bilgilere ulaşmıştım ; 444 87 76
Web sitesi üzerinden de merak ettiklerinize ulaşabilirsiniz www.aquavega.com.tr
Ziyaret saatleri ; Hafta içi 10:00-20:00 / Hafta sonu 11:00-21:00

Keyifli geziler !

Kategoriler
SOSYAL HALLER

MAŞA İLE KOCA AYI / SİNEMA

ilk sinema deneyimimiz, hepimizde ama en çok ada da bi heyecan ! patlamış mısır alicaz mı? geldik mi ? salon nerde ? falan derken yavrucak zıp zıp yerinde duramiyo, herşeye olduğu gibi buna da son anda yetişen ebeveynleri bilet almaya çalışıyo derken çok şükür oturduk yerimize..
hadi bakalım bu sefer de küçük hanım gürültüden rahatsız oldu !
filme de bayılmadı ama kısmen eğlendi diyebiliriz
velhasıl gargamelden sebep şirinlere bile gidemeyen bizim, maşa ile koca ayı ilk sinema deneyimimiz oldu

tavsiye etmiyorum, çünkü planetçocuk kanalında yayınlanan çizgi filmı bile çok daha iyi. sanki komik olmayan birkaç bölümü montajlamışlar o kadar..
fazlasıyla zorlama bi sinemamsı olmuş. hele aralara, interaktif olsun mantığıyla katılıp saçma sapan bi kurgu yaratan doğukan manço ve aydilge ne alaka
madem bu kadar baştan savma yapılacaķ, hani şu maşanın üstünü 6-7 kere pisletip, koca ayının her defasında yeni elbise diktiği bölüm gibi bir kaç bölümü birleştirdeler çok daha güzel olurdu..
yine de,
birlikte bişeyler yapmanın keyfidir mutlu eden, çokta şaapmamak lazım

Kategoriler
YAŞAM

UYUMADAN ÖNCE

küçük hanıma kendi kadar bi resim defteri alıp, bide resim çizdim içine 🙂
aslında defterden çok, gece yarısı bi heves yaptığım komik resmi görünce napıcak onu merak ediyorum 😄
her ne kadar her şey kocaman, oran namına bişey yok ve ilk okula dönüşse de olsun, arada el yapımı minik sürprizleri olmalı anne babaların..
bide küçük not yazdım; nice mutlu yıllar sonra okuyalım diye 💕

Kategoriler
SOSYAL HALLER

LETTERS TO JULIET

Az önce izlediğim ve yüzümde tatlı bi tebessüm bırakan masalsı film 💕
hikaye İtalyada ve yarım kalan bi aşkın peşinde geçiyor. Yönetmenliğini Gary Winick’in yaptığı ve Vanessa Redgrave, Christopher Egan, Amanda Seyfried, Gael García Bernal ve Franco Nero’un rol aldığı Letters to Juliet keyifle izlenenlerden..

Yayın tarihi: 14 Mayıs 2010 (ABD)
Yönetmen: Gary Winick
Film müziğinin bestecisi: Andrea Guerra
Senaryo: José Rivera, Tim Sullivan
Yapımcılar: Ellen Barkin, Mark Canton, Caroline Kaplan, Eric Feig, Patrick Wachsberger

mutlu geceler, buonanotte 🙂

Kategoriler
SEYAHAT

KNIDOS ANTİK KENTİ / DATÇA


Knidos yazıma, orada en keyif aldığım yerden; deveboynu deniz fenerinden başlıyorum !
Akdeniz ve Ege’nin birleştiği, Anadolu’nun Akdeniz’e uzanmış en uç noktasında..
Sağım Ege, solum Akdeniz,
karşımda sönmüş volkanik tepesiyle meşhur Nisiros Adası..
tüm isyanlarıma ve kavurucu sıcağa rağmen yürümem için beni gaza getiren kardeşime, sevdiceğime ne kadar teşekkür etsem az..
Fenere vardığımızda bizi karşılayan uçsuz bucaksız masmavi manzara, başarmanın verdiği haz, Akdeniz ve Egeyi aynı anda kucaklayabilmek,
yolun zorluğunu da yorgunluğunu da unutturdu..
özetle;
yolu Datça’ya düşen herkesin kesinlikle yaşaması gereken bir deneyim..

Deveboynu Fenerine ulaşmak için;
şahane rehberimizin eşliğinde 40 dakikalık yürüyüş / tırmanış..
fenere giden yolun başlarda, daha doğrusu çok kısa bi süre çift şerit olup gaza getirdiği doğrudur 🙂

Fotoğrafta, ayağımızdaki parmak arası şıpıdak terlikler hayret verici gerçekten ama mantıklı bi açıklaması var;
o şahane gezi planlı değildi, öyle lambur lumbur çıktık soluğu knidosta aldık 🙂
Datça’da daha çok şöyle oluyo ; hadi gidelim – nereye ? işte.. o nereye’nin ucu açık, bi yarım ada düşünün her koyundan denize girilebiliyor, her yeri keşfe, keyfe açık.. Alternatif üretmenize program yapmanıza “nereye” diye düşünmenize bile gerek yok..
velhasıl, şayet knidos’a gidip bide fenere tırmanmak gibi bi düşünceniz varsa, spor ayakkabı, su ve şapkayı atlamayın derim.


Knidos ;
Bilim, mimarlık ve sanatta da oldukça ileri bir kentti Knidos. Tarihin önemli isimlerine ev sahipliği yapmış bu antik kentte büyük astronomi ve matematik bilimcisi Eudoksus, Doktor Euryphon, ünlü ressam Polygnotos ve dünyanın yedi harikasından biri sayılan İskenderiye Feneri’nin mimarı Sostratos burada yaşadı. M.Ö 4.yy en ünlü heykeltraslarindan olan Praksiteles Atinalı olmasına karşın uzun yıllar Knidos’ta yaşamış, Knidos’un verdiği ilhamla bir çok ölümsüz esere imza atmıştır. Eserlerinin bir çoğu günümüze gelmemiş olsa da onlar hakkındaki bilgileri aslına uygun yapılmış kopyalarından alıyoruz. Bunların içinde en ünlüsü olan , “Knidos Aphrodite” heykeli günümüzde bile adı sıkça geçmekte , sanat kavramı olarak söz edilmektedir. Knidos’un bir önemli simgesi’de Knidos Aslanı’dır. Knidos Aslanı M.Ö 394’te Knidos önlerinde yapılan bir deniz savaşını kazanıp kenti işgalden kurtaran komutan Conon için yaptırıldı ve kızıl kayalıklara dikildi. Ama su kaynaklarının kuruması, depremler ve korsan saldırıları nedeniyle kent terk edildi, heykel’de unutuldu. İngiliz Subay-Arkeolog Sir Charles Newton, 1855 de üç günlük uğraş sonucu gemiye yükletebildiği heykeli ingiltere’ye götürmüştür.

Doktor Euryphon ve öğrencileri zamanının ikinci büyük tıp okulunu Knidos’ta kurmuşlardır. Eudoksus’un geliştirdiği ve dönemin büyük buluşu olan mevsimleri ve zamanı gösteren güneş saati, ören yerinde bugün de görülebilir. Tarihçi Strabon kenti kıyıdan Akrapolise doğru yükselen bir tiyatroya benzetir. İç ve dış limanı ikiye ayıran yarımada üzerinde özel binalar,
iç limanın üzerinden Akropolis’e hafif bir eğimle yükselen yamaçlarda oluşturulan setlerde ise topluma hizmet veren binalar kurulmuş.
Şehir 4 km’yi bulan surlarla çepeçevre sarılmış. Askeri liman ile Akropol arasında ve güneydeki ticari limana kadar geniş bir alanı kaplıyor. Surlarına kadar Mermer ile yapılmış bir şehirdir.
Deveboynu olarak bilinen yarımada eskiden adaymış. Baş kısmı karaya bağlanarak her iki yanında suni liman oluşturulmuş.


Dolgu alanına da geçişte kullanılmak üzere bir kanal açılmış.
Kuzey limanı askeri amaçla kullanılıyor, her iki yanında yuvarlak kontrol kulesi bulunuyor ve ağzı zincirle kapatılıyordu. Kontrol kulelerinden güneyde olanı bugün ayakta. Güneydeki iç liman ise daha büyük ve ticari gemilerin yanaştığı limandı. Knidos’un biri 20.000 diğeri 5.000 kapasiteli iki tiyatrosu var. Güneyde, ticari limanın yakınındaki küçük olanı. Akropoldeki büyük tiyatro ise, taşları ve mermerleri 19. yüzyılda gemilerle götürüldüğü için bugüne ulaşamamış.En tepede Apollon Tapınağı bulunuyor ve kent oraya doğru bir tiyatro gibi yükseliyor. Aşağıdaki Tiyatronun hemen üzerindeki Korint Tapınağı mimar Stratos’un eserlerinden biriydi. Kentte yapılan kurtarma kazılarından buluntular ören yerindeki küçük müzede sergileniyor.

Kategoriler
ANNELİK YAŞAM

PROFESYONEL GÖRÜNÜMLÜ SEMPATİK HAMİLELİK / ÜÇÜNCÜ TRİMESTER

Artık çömezlik günlerini geride bırakmış, kıdemli bi hamileyim 🙂 Minik prensesimizin alışverişinin neredeyse tamamını 7.ayın başlarında gerçekleştirdik. Artık göbeğim devasa boyutlara ulaşmış, biri el uzatmadan oturduğum yada yattığım yerden kalkmak yerine yuvarlanır olmuştum 🙂 Aklıma geldikçe gülüyorum, yirmili yaşlarımdan sonra zerre çaba sarf etmeden 56 kilonun üzerine çıkmamış ben, tartıda 83üde gördüm ! ve ondan sonra saymamaya başladım, sanırım doğuma 85 kiloyla falan girdim 🙂
Geçtiğimiz cumartesi günü de doktorum Gülçin Uğurel AYDAR, çatı muayenesi sonucu sezaryen doğuma daha uygun olduğumu ve artık gün belirleyebileceğimizi söyledi. Şuan 38 haftalık hamileyim ve inşallah 2 Aralık 2013 günü sabah saatlerinde doğum için Konak Hastanesinde olucaz. Heyecan dorukta, minik prensesimizi sağlıklı bi şekilde kucağımıza alacağımız anı bekliyorum.. Allah bize de, dileyen herkese de bu güzel duyguyu yaşamayı nasip etsin inşallah..

Kategoriler
ANNELİK YAŞAM

PROFESYONEL GÖRÜNÜMLÜ SEMPATİK HAMİLELİK / İKİNCİ TRİMESTER

4. Ay itibariyle artık göbeğimdeki çıkıntı iyiden iyiye kendini gösterir hale geldi, bulantılar, halsizlikler ve hastalık hissi sağlayan haller, yerini iştah patlaması, aş erme denen enteresan şey gibi sevimli belirtilere bırakıp gitti 🙂 Artık hamileliğin eğlenceli döneminin içine dalmış, üzerimdeki ilginin tadını çıkarmaya, bırakın yumurta kırmayı, dolaptan kahvaltılıkları alıp kendini doyurmak yerine aç kalmayı seçen kocamın “canının istediği bişey var mı, aşkım bak sana ne aldım, ne yapayım sana ne istersin” sorularıyla şaşkınlığın doruklarına tırmanmaya başladım 🙂 Bulantı dönemini yaptığı şahane tostlarla atlatmamın ardından, peynirli kek, pasta, dolma, çorba, börek ve daha pek çok rüyamda görsem inanmayacağım aşkımın ellerinden çıkma lezzet denemesinin ardından anladım ki hamilelik güzel şey 🙂
O keyifli anların yanında artık iyice kafanızı meşgul etmeye başlayan bi mevzu var ki; o da bebeğinizin cinsiyeti 🙂 kız mı erkek mi? ne isim koyabiliriz? kılık kıyafet almaya ne zaman başlasak? beşik mi oyun parkı mı? ve daha bi dünya soru.. 4,5 aylık hamileyken nihayet bebeğimizin cinsiyetini, dünyaya minik bir prenses geleceğini öğrendik ve o sevinçle kendimizi en yakın e-bebek mağazasında, birbirinden tatlı bebek eşya ve kıyafetlerinin içinde bulduk. Detaylı alışveriş için biraz daha beklememiz gerektiğini bilerek, hevesimizi gidermeye yetecek kadar pembelere bürünüp keyifle çıktık mağazadan 🙂 Sırada kapsamlı bir ihtiyaç listesi oluşturmak vardı artık ve sonrasında alışveriş için doğru zamanı beklemek..

Kategoriler
ANNELİK YAŞAM

PROFESYONEL GÖRÜNÜMLÜ SEMPATİK HAMİLELİK / BİRİNCİ TRİMESTER

Bizde herkes gibi “acaba mı” dediğimiz anda minik plastik bi cisimle tanıştık ve eşimin “tek çizgi mi, çift çizgimi, tek mi çift mi, tek mi çift miii” diye sayıklayışının ardından, benim sonradan beliren ikinci çizgiye odaklanışım, şaşkınlığım, güleyim mi ağlayım mı bilemediğim hallerim, eşimin benden daha sakin ama komik halleri, birbirimize sarılışımız, na’pıcağmızı bilemeyişimizle başladı herşey 🙂
Şaşkınlığımı atlattıktan hemen sonra, doktora gitmeden “tamam” demiyelim, kendi kendimizi gaza getirmeyelim dedim ve ilk dr kontrolümüzden sonra 5,5 haftalık hamile olduğumu, henüz kesemin yeni oluşmaya başladığını, bi sonraki kontrolde de inşallah kalp atışlarını duyacağımızı öğrendik.. Bu defa da kalp atışlarını dinlemek adına beklediğimiz 2 hafta sonraki kontrolü iple çekmeye başladık ve çok şükür sonrasında 2 aylık hamile olduğumu öğrendik.. Doktorum bulantıların başladı mı diye sorduğunda, büyük bi keyifle “hayır” demiş, ertesi gün hiç bişey yiyemeyecek kadar bulantım olduğunu faarkettiğim de o keyiften eser kalmamıştı.. Sonraki günler, bitmek bilmeyen bulantılar, bişeyler yiyememenin getirdiği halsizlikler, yatakta fazlaca vakit geçirmekler, “hamilelik hastalık gibi bişeymiymiş” diye düşünememe neden olan hayal kırıklıklarıyla geçti.. Oysa ben sadece göbek şişer, içinde bebek büyür, 9 ay regl olunmaz falan diye tamamen basite indirgemiş, durumu kendi açımdan keyifli kılmaya çalışıyodum.. Ama hiç de öyle değilmiş..
Derken; yemeği fazla kaçırmış yada regli günü hayli geçmiş gibi görünen göbişi saymazsak, hamile gibi görünmeyen bi bedenle, yeni ve düşük tehlikesi nedeniyle fazlasıyla korumam gereken mevcut durumum arasında yaşadığım gelgitler, bulantılar ve halsizliklerle dolu ilk 3 ayı geride bıraktık çok şükür..

Kategoriler
Genel YAŞAM

BEBEK ODALARI DEKORASYON ÖNERİLERİ


Ada’nın odasını ilk yerleştirdiğimiz günü hatırlıyorum da, oradan çıkasım gelmemişti 🙂
Doğuma 1 ay falan kala eşimin baskıları sonucu (ciddi ciddi tutturdu diyebilirim) karyola yada beşik almak yerine KRAFT’ın pembe bir oyun parkını aldık. Nedeni; portatif ve yatak haricinde bebek için güvenli bir oyun alanı sağlamasıydı.. Sonrası tamamen memnuniyetsizlik, öyle ki ayrıca bi sayfa yazdım bununla ilgili, merak edenler buyursun; http://prensesveannesi.com/wp-admin/post.php?post=342&action=edit

Neredeyse ilk 6 ay bebeğin anne babasının odasında yatacağını düşünecek olursak, kullanışlı ve şık bir bebek odası için dekorasyon çalışmalarını doğumdan sonraya ertelemek bence çok daha mantıklı.
Bu süreçte ihtiyaç ve fikirler de sürekli şekil değiştirebiliyor çünkü ve en çok lazım olan şey ilk etapta kıyafetler için bir dolap, çekmece yada o tarz bir depolama alanı. Bezler ve bakım malzemeleri için büyük, dekoratif bir sepet hem oda hazırlayana kadar iş görebilir, hem de gayet şirin durur. İnanın ilk birkaç ay fazlasına ihtiyaç yok..

Yinede doğum öncesi yada sonrası, aklı karışanlar, bi türlü karar veremeyenler için her biri ayrı şirin birkaç dekorasyon önerisi derledim,
sevgiler..