İYİ GECELER ÖNCESİ

ben ara ara “bu işi becerebiliyomuyum” yada “iyi bi annemiyim acaba” diye kurcalayan tiplerdenim ve o kurcalamalar ada’nın küçük ergenliğinin tavan yaptığı zamanlara daha çok denk geliyor sanki 😕
‘öyle yapmasaydım, şunu demeseydim yada şöyle davransaydım’lar silsilesi ki bi sonrakinde öyle davranasam onu da beğenmiyorum. hep bi yetersizlik, memnuniyetsizlik hissi 😶 ben daha önce kendimi hiç böyle hissetmemiştim. sıfırdan bi canlıyı programliyosun diye diye delirtip, hatayı aza hatta hiçe indirgeme çabasıyla sürekli bi eli ayağa dolanma hissi 😤
ve bi dengesizlik,
bazen aşırı rahat, tüm gerginlikler endişeler alınmışçasına,
bazen kıtlıktan çıkmış gibi yercesine kendimi.. ay bilemedim de bi yerde okumuştum “annelik yarı delilik’ diye hah işte öyleymiş 😂

PROFESYONEL GÖRÜNÜMLÜ SEMPATİK HAMİLELİK / ÜÇÜNCÜ TRİMESTER

Artık çömezlik günlerini geride bırakmış, kıdemli bi hamileyim 🙂 Minik prensesimizin alışverişinin neredeyse tamamını 7.ayın başlarında gerçekleştirdik. Artık göbeğim devasa boyutlara ulaşmış, biri el uzatmadan oturduğum yada yattığım yerden kalkmak yerine yuvarlanır olmuştum 🙂 Aklıma geldikçe gülüyorum, yirmili yaşlarımdan sonra zerre çaba sarf etmeden 56 kilonun üzerine çıkmamış ben, tartıda 83üde gördüm ! ve ondan sonra saymamaya başladım, sanırım doğuma 85 kiloyla falan girdim 🙂
Geçtiğimiz cumartesi günü de doktorum Gülçin Uğurel AYDAR, çatı muayenesi sonucu sezaryen doğuma daha uygun olduğumu ve artık gün belirleyebileceğimizi söyledi. Şuan 38 haftalık hamileyim ve inşallah 2 Aralık 2013 günü sabah saatlerinde doğum için Konak Hastanesinde olucaz. Heyecan dorukta, minik prensesimizi sağlıklı bi şekilde kucağımıza alacağımız anı bekliyorum.. Allah bize de, dileyen herkese de bu güzel duyguyu yaşamayı nasip etsin inşallah..

PROFESYONEL GÖRÜNÜMLÜ SEMPATİK HAMİLELİK / İKİNCİ TRİMESTER

4. Ay itibariyle artık göbeğimdeki çıkıntı iyiden iyiye kendini gösterir hale geldi, bulantılar, halsizlikler ve hastalık hissi sağlayan haller, yerini iştah patlaması, aş erme denen enteresan şey gibi sevimli belirtilere bırakıp gitti 🙂 Artık hamileliğin eğlenceli döneminin içine dalmış, üzerimdeki ilginin tadını çıkarmaya, bırakın yumurta kırmayı, dolaptan kahvaltılıkları alıp kendini doyurmak yerine aç kalmayı seçen kocamın “canının istediği bişey var mı, aşkım bak sana ne aldım, ne yapayım sana ne istersin” sorularıyla şaşkınlığın doruklarına tırmanmaya başladım 🙂 Bulantı dönemini yaptığı şahane tostlarla atlatmamın ardından, peynirli kek, pasta, dolma, çorba, börek ve daha pek çok rüyamda görsem inanmayacağım aşkımın ellerinden çıkma lezzet denemesinin ardından anladım ki hamilelik güzel şey 🙂
O keyifli anların yanında artık iyice kafanızı meşgul etmeye başlayan bi mevzu var ki; o da bebeğinizin cinsiyeti 🙂 kız mı erkek mi? ne isim koyabiliriz? kılık kıyafet almaya ne zaman başlasak? beşik mi oyun parkı mı? ve daha bi dünya soru.. 4,5 aylık hamileyken nihayet bebeğimizin cinsiyetini, dünyaya minik bir prenses geleceğini öğrendik ve o sevinçle kendimizi en yakın e-bebek mağazasında, birbirinden tatlı bebek eşya ve kıyafetlerinin içinde bulduk. Detaylı alışveriş için biraz daha beklememiz gerektiğini bilerek, hevesimizi gidermeye yetecek kadar pembelere bürünüp keyifle çıktık mağazadan 🙂 Sırada kapsamlı bir ihtiyaç listesi oluşturmak vardı artık ve sonrasında alışveriş için doğru zamanı beklemek..

PROFESYONEL GÖRÜNÜMLÜ SEMPATİK HAMİLELİK / BİRİNCİ TRİMESTER

Bizde herkes gibi “acaba mı” dediğimiz anda minik plastik bi cisimle tanıştık ve eşimin “tek çizgi mi, çift çizgimi, tek mi çift mi, tek mi çift miii” diye sayıklayışının ardından, benim sonradan beliren ikinci çizgiye odaklanışım, şaşkınlığım, güleyim mi ağlayım mı bilemediğim hallerim, eşimin benden daha sakin ama komik halleri, birbirimize sarılışımız, na’pıcağmızı bilemeyişimizle başladı herşey 🙂
Şaşkınlığımı atlattıktan hemen sonra, doktora gitmeden “tamam” demiyelim, kendi kendimizi gaza getirmeyelim dedim ve ilk dr kontrolümüzden sonra 5,5 haftalık hamile olduğumu, henüz kesemin yeni oluşmaya başladığını, bi sonraki kontrolde de inşallah kalp atışlarını duyacağımızı öğrendik.. Bu defa da kalp atışlarını dinlemek adına beklediğimiz 2 hafta sonraki kontrolü iple çekmeye başladık ve çok şükür sonrasında 2 aylık hamile olduğumu öğrendik.. Doktorum bulantıların başladı mı diye sorduğunda, büyük bi keyifle “hayır” demiş, ertesi gün hiç bişey yiyemeyecek kadar bulantım olduğunu faarkettiğim de o keyiften eser kalmamıştı.. Sonraki günler, bitmek bilmeyen bulantılar, bişeyler yiyememenin getirdiği halsizlikler, yatakta fazlaca vakit geçirmekler, “hamilelik hastalık gibi bişeymiymiş” diye düşünememe neden olan hayal kırıklıklarıyla geçti.. Oysa ben sadece göbek şişer, içinde bebek büyür, 9 ay regl olunmaz falan diye tamamen basite indirgemiş, durumu kendi açımdan keyifli kılmaya çalışıyodum.. Ama hiç de öyle değilmiş..
Derken; yemeği fazla kaçırmış yada regli günü hayli geçmiş gibi görünen göbişi saymazsak, hamile gibi görünmeyen bi bedenle, yeni ve düşük tehlikesi nedeniyle fazlasıyla korumam gereken mevcut durumum arasında yaşadığım gelgitler, bulantılar ve halsizliklerle dolu ilk 3 ayı geride bıraktık çok şükür..

90’lar Anneleri

36 90’lar ; hani şu bir dönemin içine robot kaçmış kadınları ve koca bir günleri ! Güne sabahın köründe muşamba bebek bezlerini ve içlerinde ki pamuklu beyaz bezleri akıtıp, koca kazanlarda kaynatarak başladıkları, temizlik, çamaşır, bulaşık, ütü, 3 çeşitten az olmazsa olmazlı kocalara yemek beğendirme çabalarıyla akıp giden koca bir günleri ! Düşünün ki blender yok, çamaşır makinesi yok gibi bir şey, merdaneli falan, ütü zamanın teknolojisi, kurutma makinesi mi o da ne ? Sonra ne ara fırsat bulur günlere, davetlere ayaklarında bir karış topuklularla yetişirlermiş, ağzım bir karış açık dinlerim, içten içe utanarak tabi ! Yahu tahmin edilebilir tek avantaj buldum, bebekleri iş güç arasında eğlendiren neneler dedeler, kalabalık aile ortamı.. Başka da bir şey yok! Ya tüm bunlar şehir efsanesi, annem beni gaza getirmek için masallar anlatıyor hala.. Yada, ki bu ihtimali düşünmek dahi istemiyorum ama öyle böyle beceriksiz değiliz !

 

MERHABA DÜNYA !

24Aslında bu nida 2 Aralık 2013 tarihine ait, yani benim bu bloğa, ayrı bir gezegenmiş dediğim anneliğe, hayatı yeniden keşfetmeme ve eskisinden milyonlarca kat daha özel hissetmeme sebep olan bir küçük prensesin göbeğimden kucağıma konduğu güne ait 🙂

Epey zamandır düşünüyorum, isminden içeriğine tamamen içime sinsin, bir kaç sene sonra küçük hanım ele geçirsin kontrolü seve seve “anne biraz da ben bir şeyler yazsam nasıl olur” desin, başta o heves etsin, okusun, eleştirsin, fikir versin derken bugün milyonlarca blog arasında ki yerimizi aldık 🙂

Belki dünyanın her yerinden tıklanır, rengarenk insanlar okur paylaşır, neden olmasın, işte bu yüzden merhaba dünya 🙂 hep birlikte kocaman ayrı bi gezegen olucaz, öyle ki Aborijinler ilk tıklarını bizimle yapacak, hatta Huliler! Kendileri Papua Yeni Gine’nin dış dünyadan tamamen izole en eski halkı olurlar, ama bizimle hep bir ağızdan “let the sunshine” söyleye söyleye teknoloji marketlere koşacaklar, buldukları ilk maket tabletten bloğumuza girmeye çalışcaklar ve tabi ki  Mustagler, dışarıdan insan almıyorlarmış, iletişime kapalı çok anti sosyal bi kabile ama onlar için de bişeyler düşünücez.. ve tüm bunların benim üzerinize afiyet azıcık hayalperest oluşumla hiç bi alakası yok! Hedef diyelim 🙂

Ne demiş Walt Disney: hayal edebilirsen, yapabilirsin 🙂

Velhasıl başlıyoruz..