ELEKTRİKLİ SÜPÜRGENİN ÜSTÜNDE Kİ ANNE

sandal
Merhaba,
Uzun zamandır yazamamanın verdiği özlemle, çokça birikmişlik ihtiva eden, biraz azalmış, biraz dolup taşmış, sonra taşanları usul usul toplayıp yerli yerine koymuş ve tabiri caizse arap saçından hallice bir anne merhabası !

Ben diyorum, bir süre sessizlik, konuşmak için çabalarken susup anlamalarını bekliyorum, sonra az beklenti = mutluluk formülü geliyor aklıma, bir yanımda formülü mü olurmuş mutluluğun dese de kafam rahat olsun en azından deyip bastırıyorum iç sesimi ki ziyadesiyle geveze şu aralar..

Anne deyince ilk akla çocuk gelir dimi yoran, hırpalayan ve belki de zorlayan, büyüdükçe daha zor diyen çevre sesleri desteklercesine ihtimal verilen. Doğru değil ama ! Bi an düşünün, sıraya geçmiş düğün konvoyu gibi, kornaları patlarcasına avaz avaz üstünüze gelmiş her şey ve civardan hızla uzaklaşmış tüm keçileriniz,
tam o anda elinde, onarmayı hep ihmal ettiğiniz kırık parke süpürgelikleri, altında elektrikli süpürgeyle, “anne der, hadi şimdi de sen kürek çek” ikiletmez, oturur koca kadın elektrikli süpürgenin üzerine ve başlar denizin ortasında hayal etmeye kendini..
İnsanların olanca iniş çıkışlarına sebep sandığı 2 buçuk yaşında ki kızı tarafından toparlanan o kadın benim..

Koca koca insanların, sizin süpürgeliklerle inşa ettiğiniz tebessümlerin üzerine, delilik halleri ekme çabaları içinde, o masumiyet yorgunluk ve benzeri dünyevi tüm sızlanmalar bi kenara, şükür sebebi olabilir ancak..
Ne desem az sana, hayatta sana hep iyi gelsin evlat..

İki buçuk senede öğrendiğim bir şey varsa o da; bir annenin bedeninden önce aklı yoruluyormuş. Siz tam performans kendinizi o sıfır km. insan yavrusu için programlamış ve en iyisi için çabalamaya çalışıyorken, ağzınızı açıp iki kelam edemeyecek hale getiren ne varsa akıl yorgunluğunun mahsulü o, tüm gün bülbül gibi şakıyan çenenizin değil !

Bir kitapta okumuştum*, mutluluk dahi bir seleksiyon kıstası imiş, büyük ölçüde doğuştan ve hayat boyunca sabit ! Mümkün mü ? Yazan da senin benim gibi insan, aklı ona öyle söylüyor diyelim.. Aynı şekilde yıllar önce Acar Baltaş’ın bir seminerinden hatırladığım üzere; başarı da genetik ! Örnek en iyi atletler neden hep Afrika’dan hatta Kenya’lı koşucuların çoğu da Kalenjin kabilesinden çıkıyor ? Bu varsayımlar, hatta doğruluğu kanıtlanmış araştırmalar alabildiğine uzar gider, mantıklı da gelebilir, işin içine şans faktörünü koyarsınız, sapma olur, tüm bulutlar dağılır hooop başa sararsınız..

Diyelim ki genetik, ve diyelim ki ataların halinden hoşnut yada pek bi başarılı olamadı diye vakti zamanında, üstüne yapışmış kendinden geçmişlik, amaaaan canım deyip sende sonraki nesillere evire çevire o kalender genleri mi reva göreceksin ?
Somerset Maugham der ki “50 milyon insanın aptalca bir şeyin doğru olduğunu ısrarla iddia etmesi o şeyi doğru kılmaz” sana göre genetiktir mutluluk, bana göre seçim ! Tıpkı hayat gibi.. Herkes göründüğü kadar, varsın ne anlatırsa anlatsın.. Çulla çaputla değil, kendini denizin üstünde bi kayıkta hayal edip mutlu olmayı deniyorsam ben, sen de zehrini akıtacak çöp değil kendini dinleyecek bi kafa edin önce.

Bir tane hayatı var hepimizin, yakınmak yerine şükredip mutlu olacak ve bunu yapmak için kendinden bi tık olsun kötüsünü görmeyi beklemeyecek ! Şükür değil çünkü o, düpedüz bencillik..

Ne varsa elinde onunla mutlu ol, boş mu, şükür de elim yerli yerinde..

*Rolf Dobelli / Hatasız Düşünme Sanatı

HandeSuleymanoglu

1983 temmuz doğumlu, hayalperest, fotoğraf çekmeyi, kitap okumayı, resim yapmayı ve yazmayı seven, Aralık 2013' ün karlı bir pazartesi sabahı hayatına küçük prensesi ve onunla birlikte dünyanın ele avuca sığmayan en güzel aşkı girmiş, Bebeğiyle hayatı daha çok sevmiş, renklenmiş, şenlenmiş ve en büyük hayali kızıyla dünyayı gezmek olan bir anne..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir