PORSCHE 70 YAŞINDA!

prenses ve annesi, porsche falan ne alaka dimi 😊 çocukluğumdan beri sevdiğim arabayla ilgili bi yazı okudum ve aslında hakkında ne az şey bildiğimi fark ettim. Devamını CAR dergisi haziran sayısında bulabileceğiniz yazının bi kısmı;

Porsche’nin kökeni çok daha gerilere dayanıyor olabilir ama 2018 yılı, ilk yol otomobili 356’dan bu yana 70 yılı temsil ediyor. Ferdinand Porsche şu an şirketi görse çok farklı bulacaktır; artık spor otomobilden daha fazla SUV satıyor ve elektrikliye doğru gidişat çiziyorlar. Ancak 356’dan bu yana devam eden ruhu kalıcı olarak duruyor. Herhangi bir Porsche’yi kullanarak bu etkileri anlayabilirsiniz. 356’nın başarısı, tüm zamanların en zengin ve en renkli otomotiv hikayelerinin birinin oluşmasının kapısını açtı.

Spor otomobillerin referans noktası olarak kalan 911’den bolca yarış zaferlerine, ikonik Le Mans otomobillerine, Carrera GT gibi 1986’da sınırları zorlayan 959 ve son zamanlardaki 918 Spyder’a kadar birçok efsanevi deneyim yaşattılar. 90’larda ölümle adeta dans ederek su soğutmalı motorlara geçtiler, Boxster, Cayman modellerini ürettiler ve yüksek satış adetleri yakalayan SUV’ları pazara sürdüler.

İnsanlar Porsche hakkında neden bu kadar tutkulu?

Bunun sebebi, 70 yıllık geçmiş veya kaya gibi sağlam mühendislik, anında tanınabilen tasarımı veya tüm o muhteşem Le Mans zaferleri olabilir. Ama tüm bunların üzerinde otomobillerin verdiği his var. Şirket bugünlerde SUV modellerinin getirdiği büyük bir kara sahip olabilir ancak bu araçlar bile otomobiller gibi yol tutuş sunuyor. Elektrikli Porsche’ler çizim tahtasında veya CAD ekranlarında ortaya çıktığında, onların sürüşlerinin de gerçek bir Porsche gibi olacağına dair düşünmeden bahse girebilirsiniz.

Ferrari-Enzo, Lotus-Chapman’da gördüğümüz şekilde birçok harika markada olduğu gibi Porsche bir adamın tutkusuyla yapıldı. Yada bir aile diyebiliriz. Hikaye gerçekten 1948’deki 356 ile başlıyor. Bu, Porsche şirketinin ilk gerçek üretim otomobiliydi. Plan Ferdinand Porsche’nin oğlu Ferry’e aitti. Finansmanın bir kısmı, Ferdinand Porsche tasarımı Volkswagen Type 60 (daha çok Beetle olarak biliniyor) satışından elde edilen lisans bedelleriyle karşılanmıştı. 911’in gelişinden iki yıl sonraya kadar, 1965 yılına dek üretimde kaldı.

kaynak, CAR dergisi haziran sayısı

KARA MÜRVER / ELDERBERRY / SAMBUCUS NİGRA

Elderberry ya da Mürver, yaygın olarak Kuzey yarım kürede bulunan, meyve veren ve yaprağını döken bir çalı cinsidir ve en az 30 farklı çeşide sahiptir. Popüler bir antioksidan olarak bilinen yaban mersininin total ORAC değeri yaklaşık 4.700 μ mol TE/100g’dür, mürver’in ise, 14.700 μ mol TE/100g civarındadır. Yüksek antioksidan arayanlar için black elderberry ideal bir bitkidir.

Çiçekleri anti bakteriyel ve anti viral özellik taşımaktadır.Balgam söktürücü ve ciğerde ki mukusu attırıcı özellik taşımaktadır, viral enfeksiyonlara karşı oldukça faydalıdır. Ayrıca Birçok mürver türünün olgun ve pişirilmiş meyveleri yenebilir, fakat çiğ meyveler, yapraklar, dallar, kök ve tohumları zehirli etkiye sahiptir. Mavi ve siyah mürver yenilebilir ama kırmızı mürver özellikle karaciğer ve böbrek problemleri olanlar için toksik olabilir.

Elderberry’ nin aktif içerikleri hücre duvarlarına saldıran enzimi silahsızlandırarak virüs yayılmasını durdurmaktadır. Elderberry, baş ağrısı, halsizlik, ateş, boğaz ağrısı, tıkanıklık ve sinüs iltihaplanması gibi grip semptomlarına iyi gelir.

MARIA MONTESSORI & MONTESSORI EĞİTİMİ

Çocuk eğitiminde bi dönemin furyasıydı sanırım montessori eğitimi.. İşin komik tarafı, alakalı alakasız kurslarda, okullarda her yerde “montessorri eğitimi verilir, montessoriye göre eğitim verilir” şeklinde tabelalara illaki denk gelmişsinizdir ama bahsi geçen şeyle o eğitim modelinin çoğunlukla ilgisi yok. Aşağıda derlediğim yazıda, tam olarak ne olduğu ve maria montessori’yle ilgili bilgiye ulaşabilirsiniz.

Montessori Metodunun kurucusu olan İtalyan bilim insanı ve eğitimci Maria Montessori 1870 yılında İtalya’nın Chiaravalle kentinde dünyaya gelmiştir. 1896 yılında İtalya’nın ilk kadın doktoru unvanını alarak tıp fakültesini tamamlamıştır. Montessori bir bilim insanı olarak sahip olduğu özelliklerin dışında, bir kadın olarak da zamanının değer yargılarının ilerisinde yaşamış ve kadın hakları için mücadele etmiştir. İtalya’nın ilk kadın doktoru olarak, 1896’da Berlin ve 1900’de Londra’da iki kadın konferansında İtalya’yı temsil etmek için seçilmiş ve bu konferanslarda kadınlara eşit ücret için çağrı yapmıştır. Üniversiteden mezun olduktan sonra asistan doktor olarak atandığı Roma Psikiyatr kliniğinde zekâ özürlü çocuklarla çalışmıştır. 1899 yılında ise Roma’da zekâ geriliği olan tüm çocukların yollandığı yeni orthophrenic okuluna yönetici olarak atanır. 1896 -1907 yılları arasında sağlık, antropolojisi, felsefe, psikoloji ve eğitim çalışmalarını devam ettirir. 1907 yılında Roma’nın San Lorenzo bölgesinde, çalışan ailelerin çocuklarından oluşan 60 kişilik grupla çalışmak için üniversitedeki kürsüsünden ve tıbbî uygulamalarından vazgeçer. Burada ilk Casa dei Bambini’yi yani Çocuklar Evi’ni kurar. 1907 yılından itibaren dünyanın birçok ülkesinde Montessori metodu hakkında çalışmalar yürütmeye devam eder. 1922’de okul müfettişi olarak atanır. Fakat 1934 yılında Mussolini faşizmine muhalefetten dolayı İtalya’dan ayrılmaya zorlanır ve Barselona’ya gider. 1936’da İspanya Savaşı sırasında İngiliz gemisiyle kurtarılır. Aynı yıl evini Hollanda Laren’e taşır. 1940 yılında, Hindistan 2. Dünya Savaşına girdiğinde, O ve oğlu Mario düşman yabancılar olarak gözaltına alınır. 2. Dünya Savaşı boyunca Montessori’nin Hindistan’dan ayrılmasına izin verilmez ve bu zamanı bebekleri araştırmak ve gözlemlemekle geçirir. 1946 yılında Hindistan’dan Hollanda’ya döner. 1947’de ise Londra’da Montessori Merkezi’ni kurar. 1950 yılında UNESCO konferansına katılır. 1940, 1950 ve 1951’de Nobel Ödüllerine aday gösterilir. 1952’de Noordwijk Zee de Dutch sahilindeki bir köyde arkadaşlarının sahip olduğu bir evin bahçesinde otururken hayatını noktalar. Oğlu ve şef asistanı Mario ile Afrika’ya gidip gitmemeyi görüşüyorlardır. 80 yaşında birisi olarak seyahat için oldukça güçsüz olduğunu, bir başkasının onun yerine gidebileceğini ve konferans verebileceğini söyler. Bir saat sonra beyin kanamasından ölür. Her zaman öldüğü yere gömülmek istediği için Hollanda’da Noordwijk Katolik Mezarlığına gömülür. Bir eğitim emekçisi olarak, dünyanın birçok ülkesinde konferanslar, eğitimler vermiş, kitaplar yazmış, yeni okullar ve öğretmen eğitim merkezleri açmış, bir yandan da çocukları gözlemleyerek kendi eğitimine devam etmiştir. Bir dünya vatandaşı olarak yaşamıştır. Dünya genelindeki çabalarının ürünü olarak metodu dünyanın birçok ülkesinde uygulanmaktadır.

Montessori eğitimi İtalyan bir doktor ve eğitimci olan Maria Montessori tarafından geliştirilen ve serbestlik, sınırlar içinde özgürlük ile bir çocuğun doğal psikolojik, fiziksel ve sosyal gelişimine verdiği önem ile tanımlanan bir eğitim yaklaşımıdır. “Montessori” adı altında biz dizi uygulama bulunsa bile, Association Montessori Internationale (AMI) ve Amerikan Montessori Cemiyeti (AMS) aşağıdaki unsurları esas olarak belirlemiş bulunmaktadır: Büyük çoğunlukla 2½ ya da 3 yaşından 6 yaşına kadar çocuklar için oluşturulmuş karma yaş sınıfları, Belirlenmiş seçenekler içerisinden, öğrencinin kendi seçeceği faaliyetler, Bölünmeyen çalışma zamanı blokları, ideal olarak üçer saat, Öğrencilerin doğrudan eğitim (yönergeler) yerine malzemelerle çalışarak kavramları öğrenmelerine dayalı “Yapılandırmacı” ya da bir “keşif” modeli, Montessori ya da arkadaşları tarafından geliştirilmiş olan özelleştirilmiş eğitim malzemeleri, Sınıf içerisinde hareket özgürlüğü, Montessori metodu için eğitilmiş bir öğretmen Bunlara ilave olarak, birçok Montessori okulu onun yayınlanmış eselerinde yer alan Montessori’nin insan gelişimi modelini referans alarak programlarını tasarlamakta ve Montessori’in hayatı boyunca verdiği eğitici eğitimi derslerinde tanıtılan pedagoji, ders ve malzemeleri kullanmaktadır. Maria Montessori 1907 yılında ilk çocukevi “Casa dei Banbini”de engelli olmayan çocuklarla çalışmalarında yaptığı gözlemlerde çocukların nelerden hoşlandıklarını ve nelerden hoşlanmadıklarını saptar. Maria Montessori eğitimleri sırasında çocukların; ödüllerden cezalardan yetişkin tarafından programlanmış eğitimden oyuncaklardan şekerlemelerden öğretmen masasından toplu derslerden hoşlanmadıklarını, özgür seçimden, hatalarını kendilerinin denetiminden, hareket etmekten, sessizlikten, sosyal ilişkilerini kendileri tarafından kurulmasından, çevrenin düzenli ve temiz olmasından, özgür faaliyete dayalı bir disiplinden, kitapsız okuma ve yazmadan alıştırmaların tekrarından, hoşlandıklarını gözlemledi. Montessori eğitimi temelde kişiliğin oluşumu üzerinde durmaktadır. Maria Montessori şöyle ifade etmektedir; “Eğitimde metot değil, insan kişiliği göz önüne alınmalıdır.”

BEBEKLERDE REFLÜ

Bebeğimizin henüz 2 haftalık, çok minnacık olduğu zamanlarda duyduk ilk olarak bebek reflüsünü, uzun süreli ağlamaları ve bi anda başlayan kusmaları bizi hayli endişelendirmişti. Doktorumuzun ilk önerisi okyanus suyu ile burun tıkanıklığını gidermek oldu. Ki ben asıl sorunun hazır mamalar olduğunu, hatta anne sütü alsaydı olmazdı diye düşünürken bu öneri hiç içime sinmese de denedik ve tabi ki hiç bi işe yaramadı. Doğduktan sonra sadece 2,5 ay, o da zar zor, şekilden şekle girerek anne sütü verebildim. Bi diğer sorun da gaz yapan biberonlar.. Velhasıl, şayet bebeğiniz sütünüzü içmiyor, yada sütünüz gelmiyorsa, n’apın ne edin, hatta makineyle sağın verin ama yine verin..
O içinde bi dünya katkı maddesi olan, suyla çalkalanınca süt taklidi yapan toz mamaları vermemek, reflü ve benzeri sorunları önlemede de, beslenme hayatına başlarken de en sağlıklı adım olurdu sanırım.

Reflü nedir ?

Halk arasında ‘mide yanması’ olarak da bilinen Reflü hastalığı; mide içeriğinin (salgılar, mide asidi ve gıdaların hazmedilmesini sağlayan pepsin maddesi) yemek borusuna geri kaçmasıdır. Normalde gıdaların yemek borusundan mideye geçmesinden sonra, yemek borusuna geri gelmemeleri gerekir. Ama reflü hastalığında bu düzen bozuluyor. Mideden yemek borusuna doğru olan kaçak, sadece yemek borusunun alt kısmında olduğunda buna ‘gastro-özofageal reflü’, gırtlak seviyesine kadar olduğunda ‘larengo-farengeal reflü’ adı veriliyor.

Reflüye karşı alınabilecek basit önlemler nelerdir ?

Anne ve babalar aşağıdaki önlemleri alırsa; çoğu bebekte ilaca gerek kalmadan reflü tedavi edilebilir:
Bebekleri beslenme sonrası başı yukarıya gelecek şekilde karın ya da sırt üstü yatırmak (yatakta kaymayı önleyici ve istenilen 45 derecelik açıyı sağlayan yastıklar kullanılabilir).
Mümkün olabildiğince anne sütü ile sık ve az beslenmek.
Bebeğini anne sütü ile besleyen annelerin; kendi beslenmelerinde kafeinli içeceklerden kaçınması ve sigaradan uzak durması.
Bebeğin beslenme sonrası gazının çıkartılması.
Mama kullanımında daha koyu kıvamlı özel mamaların kullanılması.
Beslenme sonrası; bebeğin ağlama ve gülme gibi karın kaslarını harekete geçiren ve hava yutmasına neden olan aktivitelerden uzak tutulması.

BLACK FRIDAY !

Amerika’da mağazaların dev indirimler yaptığı “Black Friday” yani Kara Cuma çılgınlığı, her yıl kasım ayının dördüncü perşembesinde kutlanan Şükran Günü’nden sonra ki ilk Cuma başlıyor. Online alışveriş sitelerinin de büyük indirimlere gireceği bu günde, milyonlarca kullanıcı internet üzerinden milyarlarca dolarlık alışveriş yapıyor. black friday bu yıl 24 Kasım 2017’de başlıyor..

MÜHENDİSLİK TAMAMLAMA PROGRAMLARINDA KONTENJANLAR ARTIRILDI

Anadolu Ajansında yer alan habere göre, YÖK Başkanı Saraç,Teknik Eğitim Fakültesi mezunlarından mühendislik tamamlama programlarına alınacaklar için bu yılki kontenjanların, bir önceki yıla göre artırılmasına karar verildiğini bildirdi.
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, sosyal paylaşım sitesi Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, Teknik Eğitim Fakültesi mezunlarının 3795 Sayılı Kanun gereği mühendislik tamamlama programlarına alındığını hatırlattı.

Talepler dikkate alınarak bu yılki kontenjanların, bir önceki yıla göre artırılmasına karar verildiğini bildiren Saraç, “Önümüzdeki aylarda Mühendislik Tamamlama Programları Tercih Kılavuzu, ÖSYM’nin internet sitesinden yayımlanacaktır” bilgisini paylaştı.

EINSTEIN’DAN FREUD’A MEKTUP !

Çok sevgili Bay Freud,

Gerçeği bulma özlemi sizde başka bütün özlemleri nasıl bastırıyor, şaşılacak şey. Savaş ve yok etme güdülerinin insan ruhunda sevgi ve yaşama gücü ile nasıl iç içe girmiş olduğunu su götürmez bir açıklıkla ortaya koyuyorsunuz. Ama inandırıcı açıklamalarınızdan bir de şu büyük amaca ulaşma özlemi çıkıyor ortaya: İnsanın iç ve dış bütün savaşlardan kurtulması. Bu büyük özlemde, çağlarının ve uluslarının üstüne çıkan, düşünce ve ahlâk alanında birer yol gösterici olarak saygı gören bütün büyük insanlar birleşir. İsa’dan Goethe’den Kant’a kadar hepsinde bu kurtuluş özlemi vardır. Her ne kadar insanlar arasındaki ilişkileri düzenleme istekleri pek gerçekleşmiş değilse de, yalnız bu türlü insanların bütün dünyaca birer önder sayılmış olmaları anlamlı bir gerçek değil mi?

Şuna inanıyorum ki, çalışmalarıyla yol göstericilik yapan üstün insanlar –dar bir alanda da olsa– aynı ülküyü büyük ölçüde paylaşmaktadırlar. Ne var ki, politik gelişim üzerinde pek etkileri olmuyor. Ulusların kaderini çizen bu alan hemen hemen kaçınılmazcasına dizginsiz ve sorumsuz politika adamlarına bırakılmış görünüyor.

Politik önderler ve yönetimler yerlerini ya zorbalığa, ya da yığınların oyuna borçludurlar. Ulusların düşünce ve ahlâkça yüksek bölüklerinin temsilcisi sayılamazlar. Ama seçkin aydınlar, bugün halkların tarihi üzerinde doğrudan doğruya hiç bir etkide bulunamıyor; oraya buraya dağılmış bulunmaları günün sorunlarının çözümlenmesine doğrudan doğruya katılmalarına engel oluyor. Yaptıkları ve yarattıklarıyla yetilerini ve iyi niyetlerini göstermiş olanların kendiliklerinden bir araya gelmesi, dünyaya bir değişiklik getiremez mi dersiniz? Üyeleri birbirleriyle sürekli düşünce alışverişi içinde bulunacak olan bu uluslararası birleşme, tutumlarını basında ortaya koyarak, imzalarının sorumluluğunu yüklenerek, politik sorunların çözümü üzerinde önemli ve uyarıcı bir etki sağlayabilir.

Bilim akademilerinde de rastlanan insan yaradılışının eksikliklerinden doğan sakıncalar burada da görülecektir şüphesiz. Ama yine de öyle bir çabaya girişmek yerinde olmaz mı? Doğrusu ben, böyle bir işe girişmeyi büyük bir ödev sayıyorum. Böyle bir yüksek aydın topluluğu kurulunca, sistemli olarak dinsel kurumları da savaşa karşı harekete geçirmeye çalışmalıdır. İyi niyetleri bugün acı bir boyun eğme ile felce uğrayan bir kişiye içten destek olurdu. Düşünce ürünleriyle yüksek bir saygınlığa ulaşmış olan kişilerin kurduğu böylesi bir topluluk, Milletler Cemiyetinin güçleri için değerli bir dayanak olacaktır.

Bu düşüncelerimi, dünyada herkesten çok size sunuyorum, çünkü siz isteklere herkesten daha az kapılırsınız ve sizin yargınız ciddiliği en ağır basan bir sorumluluk duygusuna dayanmaktadır.

Albert Einstein

GELDİ BAHAR AYLARI :)

ve merhaba sıcak süt, merhaba kuş, sana da merhaba faranjit ! Bana mı öyle geliyor yoksa bahar aylarında kışın olduğundan daha mı çabuk etkileniyor insan ? Bizim alerjik bünyeler özellikle.. Birde, bıdık evlat üşütünce sırayla hepimiz yamuluyoruz.. Kim kime bakıcak derken tabi ki her kim ki en anne “hadi bakalım ayağa!” velhasıl zırt pırt üşütüp, aman da aman ne hassasmış bünyemiz deyince bağışıklık sistemini güçlendirmek için neler yapılabilir araştırır oldum.. Aslında yapılacak çok şey var ama, ben daha çok, günlük rutin koşuşturmaca içinde fırsat bulup, gerçekten “yapılabilir” olanlara bakıyorum.

Misal, sabah aç karnına içilen limonlu su,
kahvaltıda taze sıkılmış portakal / greyfurt suyunun içine atılmış bir çay kaşığı zencefil,
yakın zamanda başladığım; yoğurt, sütlü yulaf vs gibi gıdalara eklediğim bir çorba kaşığı chia,
gün içinde, ki elimden geldiğince sabah – akşam bir fincan içmeye çalıştığım ısırgan otu çayı,
aklıma geldikçe yaptığım taze zencefilli ıhlamur,
kızıma yaptığım kemik sulu çorbalardan çokta sevmesem de arada biraz,
gece uyumdan önce içmeye çalıştığım ama genelde unuttuğum ballı zerdeçallı süt 🙂

Mühim olan devamlılık aslında, bir gün yap, beş gün yapma uygulamalarda fayda beklemek mantık hatası. Bu yazdıklarım, elimden geldiğince yapmaya çalıştıklarım. İnternette, konusunda uzman kaynaklardan çok daha detaylı bağışıklık destekleyici uygulamaya, beslenme ve spor programlarına ulaşabilir kendinize bi güzellik yapabilirsiniz, ki bence hiç birşey yapmamaktan iyidir 🙂

UYUMADAN ÖNCE

küçük hanıma kendi kadar bi resim defteri alıp, bide resim çizdim içine 🙂
aslında defterden çok, gece yarısı bi heves yaptığım komik resmi görünce napıcak onu merak ediyorum 😄
her ne kadar her şey kocaman, oran namına bişey yok ve ilk okula dönüşse de olsun, arada el yapımı minik sürprizleri olmalı anne babaların..
bide küçük not yazdım; nice mutlu yıllar sonra okuyalım diye 💕

PROFESYONEL GÖRÜNÜMLÜ SEMPATİK HAMİLELİK / ÜÇÜNCÜ TRİMESTER

Artık çömezlik günlerini geride bırakmış, kıdemli bi hamileyim 🙂 Minik prensesimizin alışverişinin neredeyse tamamını 7.ayın başlarında gerçekleştirdik. Artık göbeğim devasa boyutlara ulaşmış, biri el uzatmadan oturduğum yada yattığım yerden kalkmak yerine yuvarlanır olmuştum 🙂 Aklıma geldikçe gülüyorum, yirmili yaşlarımdan sonra zerre çaba sarf etmeden 56 kilonun üzerine çıkmamış ben, tartıda 83üde gördüm ! ve ondan sonra saymamaya başladım, sanırım doğuma 85 kiloyla falan girdim 🙂
Geçtiğimiz cumartesi günü de doktorum Gülçin Uğurel AYDAR, çatı muayenesi sonucu sezaryen doğuma daha uygun olduğumu ve artık gün belirleyebileceğimizi söyledi. Şuan 38 haftalık hamileyim ve inşallah 2 Aralık 2013 günü sabah saatlerinde doğum için Konak Hastanesinde olucaz. Heyecan dorukta, minik prensesimizi sağlıklı bi şekilde kucağımıza alacağımız anı bekliyorum.. Allah bize de, dileyen herkese de bu güzel duyguyu yaşamayı nasip etsin inşallah..