KARAİNCİR / DATÇA

Datça yarım adasının doğusunda yer alan Emecik’in en güzel sahillerinden biridir kara incir. İlçe merkezine 15 km uzaklıkta, Marmaris yolu üzerinde. Işıl ışıl parlayan kumsalı, metrelerce yürüseniz de diz boyunu geçmeyen denizi, özellikle çocuklu aileler için en keyifli yerlerinden Datça’nın. Çoğunlukla dalgalıdır o güzel deniz bir de günlük bir gezi planı içindeyseniz hafta içi olsun tercihiniz, hafta sonları plajda adım atacak yer kalmıyor gibi bir şey ve bir de kum plajlarda kalabalık dez avantaj, haliyle deniz çabuk bulanıyor..
Datça merkezden şayet kendi aracınızla çıkıyorsanız yola 10 dakika gibi bir sürede ulaşabilirsiniz Kara incire. Denize sıfır konumdaki Datça Doris Hotel yada Palm Bay Beach her Datça gezimizde mutlaka bir defa uğradığımız mekanlardan ki kara incirde denize girmek istediğinizde her hangi bir mekana giriş yapmak kaçınılmaz. Halka açık plaj yok, ancak tesislerin plajlarından faydalanabiliyorsunuz. Yeme – içme hariç sadece şezlong için 20 TL gibi bir ücret alınıyor.

AQUA VEGA AKVARYUM DENEYİMİ

Mayıs ayı Ankara gezimizde, 23 Nisanda yapmayı istediğimiz Anıtkabir ziyaretiyle birlikte Aqua Vega’da listemizdeydi. Ankara’da sadece 1 hafta sonu geçireceğimiz için, küçük hanımı da çok yormayacak güzel bir rota belirledik. Cumartesi gününü akvaryuma ayırdık ve çıktık yola.
Dünyanın üçüncü, Türkiye’nin ise en büyük akvaryumu olma özelliğine sahip Nata Vega; 4.5 milyon litre su kapasitesi ve 98 metre uzunluğuyla, köpek balıklarından, Napolyon balıklarına, Koi balıklarından, Palyaço balıklarına kadar yüzlerce çeşit balıkla birlikte 12.000 deniz canlısına ev sahipliği yapıyor.
En çok ilgimi çeken, çocuklar gibi şen olmamı sağlayan; üzerimizden süzüle süzüle geçen vatozlar ve köpek balıklarıydı 🙂
Biz koca bebekler alık alık etrafa bakınırken, Ada’nın sanki her gün köpek balığı, vatoz, timsah falan görüyomuşçasına çokta oralı olmayıp kısmen bizi idare edişi de hayli enteresan oldu !
Yani, elbet her bebek farklı ama; 3,5 yaşındaki bebeğimin tavrından yola çıkarak, hevesiniz zirvede gidip, “taam annecim, birazdan gidicez, babacım bak köpek balığı aaa ne güzel” gibi oyalamacalarla çokta bişey anlamayabilirsiniz 🙂 O çok sevecek, kesin çok beğenecek falan değil aslında, yani böyle bi ihtimal de var; hiç ilgini çekmeyip, hatta beğenmeyebilir bile.. Böylelikle beklentiyi düşük tutup daha az afallayabilir anne-babacıklar 🙂

Sıra geldi; giriş ücretlerine ! Biz kişi başı 18 TL ödemiştik sanırım, 250 farklı vahşi canlının olduğu Adrenalin Dünyasına da giriş yapmak istiyorsanız sanırım 1-2 TL civarı fark ediyordu. Ama biz pitonlar vs. Ada için çok eğlenceli olmaz hatta belki korkabilir diye tercih etmedik.

Şayet fırsatınız varsa da gezi için hafta sonu değil, hafta içini seçin derim. Etraf o kadar kalabalık, fotoğraf çekmek için insanlar birbirinin üzerine çıkıyorken çok bir şey anlaşılmıyor.

Özetle; gerçekten güzeldi.. Yine gidilebilirlerden..

Ben bu telefon numarasını arayıp gerekli bilgilere ulaşmıştım ; 444 87 76
Web sitesi üzerinden de merak ettiklerinize ulaşabilirsiniz www.aquavega.com.tr
Ziyaret saatleri ; Hafta içi 10:00-20:00 / Hafta sonu 11:00-21:00

Keyifli geziler !

KNIDOS ANTİK KENTİ / DATÇA


Knidos yazıma, orada en keyif aldığım yerden; deveboynu deniz fenerinden başlıyorum !
Akdeniz ve Ege’nin birleştiği, Anadolu’nun Akdeniz’e uzanmış en uç noktasında..
Sağım Ege, solum Akdeniz,
karşımda sönmüş volkanik tepesiyle meşhur Nisiros Adası..
tüm isyanlarıma ve kavurucu sıcağa rağmen yürümem için beni gaza getiren kardeşime, sevdiceğime ne kadar teşekkür etsem az..
Fenere vardığımızda bizi karşılayan uçsuz bucaksız masmavi manzara, başarmanın verdiği haz, Akdeniz ve Egeyi aynı anda kucaklayabilmek,
yolun zorluğunu da yorgunluğunu da unutturdu..
özetle;
yolu Datça’ya düşen herkesin kesinlikle yaşaması gereken bir deneyim..

Deveboynu Fenerine ulaşmak için;
şahane rehberimizin eşliğinde 40 dakikalık yürüyüş / tırmanış..
fenere giden yolun başlarda, daha doğrusu çok kısa bi süre çift şerit olup gaza getirdiği doğrudur 🙂

Fotoğrafta, ayağımızdaki parmak arası şıpıdak terlikler hayret verici gerçekten ama mantıklı bi açıklaması var;
o şahane gezi planlı değildi, öyle lambur lumbur çıktık soluğu knidosta aldık 🙂
Datça’da daha çok şöyle oluyo ; hadi gidelim – nereye ? işte.. o nereye’nin ucu açık, bi yarım ada düşünün her koyundan denize girilebiliyor, her yeri keşfe, keyfe açık.. Alternatif üretmenize program yapmanıza “nereye” diye düşünmenize bile gerek yok..
velhasıl, şayet knidos’a gidip bide fenere tırmanmak gibi bi düşünceniz varsa, spor ayakkabı, su ve şapkayı atlamayın derim.


Knidos ;
Bilim, mimarlık ve sanatta da oldukça ileri bir kentti Knidos. Tarihin önemli isimlerine ev sahipliği yapmış bu antik kentte büyük astronomi ve matematik bilimcisi Eudoksus, Doktor Euryphon, ünlü ressam Polygnotos ve dünyanın yedi harikasından biri sayılan İskenderiye Feneri’nin mimarı Sostratos burada yaşadı. M.Ö 4.yy en ünlü heykeltraslarindan olan Praksiteles Atinalı olmasına karşın uzun yıllar Knidos’ta yaşamış, Knidos’un verdiği ilhamla bir çok ölümsüz esere imza atmıştır. Eserlerinin bir çoğu günümüze gelmemiş olsa da onlar hakkındaki bilgileri aslına uygun yapılmış kopyalarından alıyoruz. Bunların içinde en ünlüsü olan , “Knidos Aphrodite” heykeli günümüzde bile adı sıkça geçmekte , sanat kavramı olarak söz edilmektedir. Knidos’un bir önemli simgesi’de Knidos Aslanı’dır. Knidos Aslanı M.Ö 394’te Knidos önlerinde yapılan bir deniz savaşını kazanıp kenti işgalden kurtaran komutan Conon için yaptırıldı ve kızıl kayalıklara dikildi. Ama su kaynaklarının kuruması, depremler ve korsan saldırıları nedeniyle kent terk edildi, heykel’de unutuldu. İngiliz Subay-Arkeolog Sir Charles Newton, 1855 de üç günlük uğraş sonucu gemiye yükletebildiği heykeli ingiltere’ye götürmüştür.

Doktor Euryphon ve öğrencileri zamanının ikinci büyük tıp okulunu Knidos’ta kurmuşlardır. Eudoksus’un geliştirdiği ve dönemin büyük buluşu olan mevsimleri ve zamanı gösteren güneş saati, ören yerinde bugün de görülebilir. Tarihçi Strabon kenti kıyıdan Akrapolise doğru yükselen bir tiyatroya benzetir. İç ve dış limanı ikiye ayıran yarımada üzerinde özel binalar,
iç limanın üzerinden Akropolis’e hafif bir eğimle yükselen yamaçlarda oluşturulan setlerde ise topluma hizmet veren binalar kurulmuş.
Şehir 4 km’yi bulan surlarla çepeçevre sarılmış. Askeri liman ile Akropol arasında ve güneydeki ticari limana kadar geniş bir alanı kaplıyor. Surlarına kadar Mermer ile yapılmış bir şehirdir.
Deveboynu olarak bilinen yarımada eskiden adaymış. Baş kısmı karaya bağlanarak her iki yanında suni liman oluşturulmuş.


Dolgu alanına da geçişte kullanılmak üzere bir kanal açılmış.
Kuzey limanı askeri amaçla kullanılıyor, her iki yanında yuvarlak kontrol kulesi bulunuyor ve ağzı zincirle kapatılıyordu. Kontrol kulelerinden güneyde olanı bugün ayakta. Güneydeki iç liman ise daha büyük ve ticari gemilerin yanaştığı limandı. Knidos’un biri 20.000 diğeri 5.000 kapasiteli iki tiyatrosu var. Güneyde, ticari limanın yakınındaki küçük olanı. Akropoldeki büyük tiyatro ise, taşları ve mermerleri 19. yüzyılda gemilerle götürüldüğü için bugüne ulaşamamış.En tepede Apollon Tapınağı bulunuyor ve kent oraya doğru bir tiyatro gibi yükseliyor. Aşağıdaki Tiyatronun hemen üzerindeki Korint Tapınağı mimar Stratos’un eserlerinden biriydi. Kentte yapılan kurtarma kazılarından buluntular ören yerindeki küçük müzede sergileniyor.

DATÇA’DA BEBEĞİMLE NELER YAPTIK

datça
Sabah denizde geçirdiğimiz zamandan ve sonra akşam üstü aktivite için, bulunduğumuz yerden yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşle, ATATÜRK heykelinin tüm heybetiyle bizi karşıladığı, akşam gitarını alıp gelen en az bi çocuğun şarkılarıyla şenlendirdiği, geçen yıl şişme oyun parkurlarının bu yılsa sadece akülü arabaların olduğu meydana ulaşılabiliyor.

Meydanda, akülü arabaları 10 dakikası 5 TL’ye çok konuşkan bi bayan tarafından kiralayabiliyorsunuz ve bunu yaparken uzaktan kumandalı bi araç seçin derim çünkü bu sayede hem anne hem de bebek hayli eğlenebiliyor 🙂

Sonrasında biri meydanın yanında diğeri ise hemen karşısında benim de en az Ada kadar sevdiğim iki büyük parkı var. Aslında Datça’da her yer park, bebekler ve çocuklar için planlanmış bi ilçe sanki ama bu iki park en eğlencelileri diyebilirim.

Velhasıl gürültüden, curcunadan uzak, önceliği bebeği olan aileler için benzersiz bir yer Datça..

KÜÇÜK PRENSES TATİLDE

Datça
Kızımız doğduğundan beri yaz tatillerinde Datça’dayız ama bu defa öncekilere göre biraz daha farklıydı bizim için. Kızım ve ben tatilimize devam ederken, babacık bizimle 1 hafta kalıp İzmite geri döndü. Malum işler beklemez.. Başlarda tereddüt etsem, hatta ayrı tatil fikrini hiç sevmesem de, küçük hanımla aktivitenin dibine vurunca zaman nasıl geçiyor fark etmemeye başladık 🙂 Yine de babamızı çok özledik, akşamları baba kız duygusal, alt duduş çıkartmalı telefon görüşmeleri, “anneeee babamı arayalım” , “babam nerde, ne zaman gelecek” cümleleri de rutinimiz oldu.

Babamızdan uzak olmanın haricinde bir farkı daha vardı bu tatilin, o da benim evimizde yaptığım şeyi yani prensesime endeksli hayatı burada da aynen devam ettirmem..
Amaaan, yan gel yat, kafana göre takıl, kuzunu bırak evde, bütün gün uzan bronzlaş, gez toz, bitiremediğin kitapları bitir, kısacası bütün sene hayalini kurup yapıcam dediğim ne varsa yapmadım 🙂

Sabah 09-00 12 -00 arası deniz, ardından öğle uykusu, uyanınca büyük parka gidene kadar uzun bir yürüyüş ve ardından park, sonra eve kadar yine yürüyüş.. Park sonrasında dönüş yolunda yalpalaya yalpalaya yürümeleri, düşmeleri sıklaşınca bu kadar aktivitenin biraz fazla geldiğini fark ettim, bir kaç gündür ya deniz, ya park, küçük hanım hangisini seçerse onu yapmaya başladık.

Şunu fark ettim, ben o eğlenirken dinlenebiliyorum. En azından evlat odaklı annelerin çoğu gibi yorgunluğumu unutuyorum 🙂 Bunda tabi geldiğimizden beri elimi hiç bir işe değdirmeyen nenemizin payı da büyük 🙂

Velhasıl gezdik, tozduk, yeni yerler, insanlar keşfettik ve en güzeli senin eksenin de bi tatilmiş küçük hanım onu öğrendik…

BEBEĞİMLE İLK TATİLİMİZ

datça

2014 senesinden kalma bir post aslında bu. Seyahat hikayelerimizi yazmaya başlamadan önce, birlikte ilk uzun yolculuğumuzdan bahsetmek istedim. Gidiş – dönüş kara yolu ile ortalama 1500 kilometre kadar yol yaptık kızımızla. Onun ilk uzun yolu, bizimse onunla ilk seyahatimizdi.. Tüm tecrübesizliğimiz, heyecanımız, gece molalarını uzun tutup, sabah saatlerinde İzmir otobanına denk gelişimiz, haliyle sıcaktan bunalmamız ve tam bu yol bitmeyecek galiba dediğimiz anda Datça tabelasını görünce yaşadığımız zafer sarhoşluğu, dün gibi aklımda..

Datça’yı, nerelere gittik, neler yaptık ayrı bir yazı da paylaşacağım. Burada yolculuk esnasında ders aldıklarımı yazmak istiyorum daha çok..

Misal;

Bebeğiniz sütle,mamayla besleniyorsa ve henüz 1 yaşın altındaysa mutlaka gece ve uyku saatinde yola çıkmanızda fayda var.

Yanınıza sakinleştirici sesler çıkaran oyuncaklar almakta aynı şekilde.. Uyandığı yada bunaldığı anda elinize gelmeli.

Bebeğinizi sıcaktan, güneşten, hatta yolculuk esnasında açık pencereden dolan egzoz kokusundan bile, kısaca tüm olumsuz koşullardan izole etmelisiniz.

Araç içinde dinlediğiniz müziklerde, en azından büyük çoğunluğu bebeğinize uygun olmalı. Müziğin anne karnındayken ki etkisi bile bu denli aşikarken, yolculukta da hayli önemli bir faktör.

Sürekli oturur yada yatar konumda olmak bel ve sırtını rahatsız edeceği için en az 2 saatte bir mola vermelisiniz.

Yürüyen bir bebekse, paldır küldür alt değişimi yapıp, yada karnını doyurup yola çıkmak yerine
yürümesi ve rahatlaması için biraz zaman vermelisiniz.

Alt açma örtüleri, yiyecek, içecek, yedek kıyafetler,kusma ihtimali için bir poşet vs. rutinde ve sık kullandığınız her şey elinizin altında olmalı.

Ne kadar yol alsak kardır mantığı yanlış. Bunu ancak o konforlu bir şekilde uyurken yapabilirsiniz. Amaç hepiniz için rahat bir yolculuk olmalı. Sırf bu sebepten 10 saatlik yolu, 18 saatte tamamlamıştık. Ne kadar mola verdiğimizi hatırlamıyorum bile 🙂

Aklıma geldikçe yazarım yine, faydalı olması dileğiyle,
sevgiler