YULAFLI KURABİYE

yaparken çokta güzel bişey olacağına ihtimal vermediğim, bi ısırık aldıktan sonra da hepi topu 10 tanecik çıktı diye hayıflandığım, şahane bir şekersiz atıştırmalık daha !

yapımı da çok kolay ! üzerini süslemek için koyduğum çilekleri iyice yıkıyorum, suda bekletiyorum ve bunu saymazsak en fazla 10 – 15 dakikada fırına vermiştim sanırım.

insanın canı tatlı bi şeyler istediğinde, şekersiz leziz atıştırmalıklar yapabilmekte, yemek kadar keyif veriyor bana 🙂 ama benim için en güzel tarafı, ada’nın çok beğenmiş olması ! çikolata, şeker ve bilumum abur cuburu tüketmeyen bir çocuğa “bak bu da var” diyecek alternatifler sunmak büyüdükçe daha çok gerekiyor.

velhasıl malzemeler,

bir orta boy kase yulaf ezmesi
2 büyük muz
2 çorba kaşığı bal
1 tatlı kaşığı tarçın

üzeri için,
1 paket labne peynir
1 çorba kaşığı bal
üzerini süslemek için çilek /mango /yaban mersini vs
chia

muzları ezip üzerine, bal, yulaf ve tarçını ekliyoruz. iyice çırptıktan sonra muffin kalıplarına, ortalama bir tepeleme çorba kaşığı kadar koyup ortalarına hafifçe bastırıyoruz. 160 derece 15 – 20 dakika pişiriyoruz.

biraz soğuduktan sonra kurabiyelerimizi kalıplardan çıkarıp geniş bir tabağa diziyoruz.
üstlerine, 1 paket labne ve 1 tepeleme çorba kaşığı bal ile hazırladığımız kremayı sürüyoruz. dilediğimiz meyveyle süsledikten ve üstüne biraz chia (olmasa da olur) serptikten sonra servise hazır. afiyet olsun 🙂

MARIA MONTESSORI & MONTESSORI EĞİTİMİ

Çocuk eğitiminde bi dönemin furyasıydı sanırım montessori eğitimi.. İşin komik tarafı, alakalı alakasız kurslarda, okullarda her yerde “montessorri eğitimi verilir, montessoriye göre eğitim verilir” şeklinde tabelalara illaki denk gelmişsinizdir ama bahsi geçen şeyle o eğitim modelinin çoğunlukla ilgisi yok. Aşağıda derlediğim yazıda, tam olarak ne olduğu ve maria montessori’yle ilgili bilgiye ulaşabilirsiniz.

Montessori Metodunun kurucusu olan İtalyan bilim insanı ve eğitimci Maria Montessori 1870 yılında İtalya’nın Chiaravalle kentinde dünyaya gelmiştir. 1896 yılında İtalya’nın ilk kadın doktoru unvanını alarak tıp fakültesini tamamlamıştır. Montessori bir bilim insanı olarak sahip olduğu özelliklerin dışında, bir kadın olarak da zamanının değer yargılarının ilerisinde yaşamış ve kadın hakları için mücadele etmiştir. İtalya’nın ilk kadın doktoru olarak, 1896’da Berlin ve 1900’de Londra’da iki kadın konferansında İtalya’yı temsil etmek için seçilmiş ve bu konferanslarda kadınlara eşit ücret için çağrı yapmıştır. Üniversiteden mezun olduktan sonra asistan doktor olarak atandığı Roma Psikiyatr kliniğinde zekâ özürlü çocuklarla çalışmıştır. 1899 yılında ise Roma’da zekâ geriliği olan tüm çocukların yollandığı yeni orthophrenic okuluna yönetici olarak atanır. 1896 -1907 yılları arasında sağlık, antropolojisi, felsefe, psikoloji ve eğitim çalışmalarını devam ettirir. 1907 yılında Roma’nın San Lorenzo bölgesinde, çalışan ailelerin çocuklarından oluşan 60 kişilik grupla çalışmak için üniversitedeki kürsüsünden ve tıbbî uygulamalarından vazgeçer. Burada ilk Casa dei Bambini’yi yani Çocuklar Evi’ni kurar. 1907 yılından itibaren dünyanın birçok ülkesinde Montessori metodu hakkında çalışmalar yürütmeye devam eder. 1922’de okul müfettişi olarak atanır. Fakat 1934 yılında Mussolini faşizmine muhalefetten dolayı İtalya’dan ayrılmaya zorlanır ve Barselona’ya gider. 1936’da İspanya Savaşı sırasında İngiliz gemisiyle kurtarılır. Aynı yıl evini Hollanda Laren’e taşır. 1940 yılında, Hindistan 2. Dünya Savaşına girdiğinde, O ve oğlu Mario düşman yabancılar olarak gözaltına alınır. 2. Dünya Savaşı boyunca Montessori’nin Hindistan’dan ayrılmasına izin verilmez ve bu zamanı bebekleri araştırmak ve gözlemlemekle geçirir. 1946 yılında Hindistan’dan Hollanda’ya döner. 1947’de ise Londra’da Montessori Merkezi’ni kurar. 1950 yılında UNESCO konferansına katılır. 1940, 1950 ve 1951’de Nobel Ödüllerine aday gösterilir. 1952’de Noordwijk Zee de Dutch sahilindeki bir köyde arkadaşlarının sahip olduğu bir evin bahçesinde otururken hayatını noktalar. Oğlu ve şef asistanı Mario ile Afrika’ya gidip gitmemeyi görüşüyorlardır. 80 yaşında birisi olarak seyahat için oldukça güçsüz olduğunu, bir başkasının onun yerine gidebileceğini ve konferans verebileceğini söyler. Bir saat sonra beyin kanamasından ölür. Her zaman öldüğü yere gömülmek istediği için Hollanda’da Noordwijk Katolik Mezarlığına gömülür. Bir eğitim emekçisi olarak, dünyanın birçok ülkesinde konferanslar, eğitimler vermiş, kitaplar yazmış, yeni okullar ve öğretmen eğitim merkezleri açmış, bir yandan da çocukları gözlemleyerek kendi eğitimine devam etmiştir. Bir dünya vatandaşı olarak yaşamıştır. Dünya genelindeki çabalarının ürünü olarak metodu dünyanın birçok ülkesinde uygulanmaktadır.

Montessori eğitimi İtalyan bir doktor ve eğitimci olan Maria Montessori tarafından geliştirilen ve serbestlik, sınırlar içinde özgürlük ile bir çocuğun doğal psikolojik, fiziksel ve sosyal gelişimine verdiği önem ile tanımlanan bir eğitim yaklaşımıdır. “Montessori” adı altında biz dizi uygulama bulunsa bile, Association Montessori Internationale (AMI) ve Amerikan Montessori Cemiyeti (AMS) aşağıdaki unsurları esas olarak belirlemiş bulunmaktadır: Büyük çoğunlukla 2½ ya da 3 yaşından 6 yaşına kadar çocuklar için oluşturulmuş karma yaş sınıfları, Belirlenmiş seçenekler içerisinden, öğrencinin kendi seçeceği faaliyetler, Bölünmeyen çalışma zamanı blokları, ideal olarak üçer saat, Öğrencilerin doğrudan eğitim (yönergeler) yerine malzemelerle çalışarak kavramları öğrenmelerine dayalı “Yapılandırmacı” ya da bir “keşif” modeli, Montessori ya da arkadaşları tarafından geliştirilmiş olan özelleştirilmiş eğitim malzemeleri, Sınıf içerisinde hareket özgürlüğü, Montessori metodu için eğitilmiş bir öğretmen Bunlara ilave olarak, birçok Montessori okulu onun yayınlanmış eselerinde yer alan Montessori’nin insan gelişimi modelini referans alarak programlarını tasarlamakta ve Montessori’in hayatı boyunca verdiği eğitici eğitimi derslerinde tanıtılan pedagoji, ders ve malzemeleri kullanmaktadır. Maria Montessori 1907 yılında ilk çocukevi “Casa dei Banbini”de engelli olmayan çocuklarla çalışmalarında yaptığı gözlemlerde çocukların nelerden hoşlandıklarını ve nelerden hoşlanmadıklarını saptar. Maria Montessori eğitimleri sırasında çocukların; ödüllerden cezalardan yetişkin tarafından programlanmış eğitimden oyuncaklardan şekerlemelerden öğretmen masasından toplu derslerden hoşlanmadıklarını, özgür seçimden, hatalarını kendilerinin denetiminden, hareket etmekten, sessizlikten, sosyal ilişkilerini kendileri tarafından kurulmasından, çevrenin düzenli ve temiz olmasından, özgür faaliyete dayalı bir disiplinden, kitapsız okuma ve yazmadan alıştırmaların tekrarından, hoşlandıklarını gözlemledi. Montessori eğitimi temelde kişiliğin oluşumu üzerinde durmaktadır. Maria Montessori şöyle ifade etmektedir; “Eğitimde metot değil, insan kişiliği göz önüne alınmalıdır.”

KİNOALI TAVUK ÇORBASI

bu sıralar en sevdiğimiz çorbamız 😍 kinoalı tavuk çorbası 🍜

Yüksek besin değerlerinin keşfedilmesiyle önce Amerika’da, ardından tüm Avrupa’da nam salan Kinoa’nın tarihi aslında M.Ö.5000 yılına kadar uzanıyormuş. Tabi Türkiye’de bir kaç yıldır kullanıyoruz bu şahane bitkiyi.

Kinoayı, pirinç ve bulgurun yerine, tüm yemeklerde, çorbalarda, hamur işlerinde, salata, meze ve kahvaltılık gevreklerle kullanabilirsiniz.

Benzer yönleri olsa da buğdaygillerden olmayan kinoanın, tahıllara kıyasla besin değeri çok daha yüksektir. Bebeğinizin ayına göre beslenme rutinine dahil edebilirsiniz.

Kullanmadan önce, bir kaç dakika suda bekletebilir yada süzgeçte güzelce yıkadıktan sonra ekleyebilirsiniz, ben daha çok yıkayıp hemen kullanıyorum.

gelelim çorbayı nasıl yaptığıma 🙂
tavukları önden haşlıyoruz, ateşten almaya 15 dk. kala yıkayıp süzdüğümüz kinoayı ilave edip bi 15 dakika da kinoayla haşlıyoruz (ben beyaz kinoa kullandım) sonrasında ateşten alıp 10 dakika da kendi sıcağıyla haşlıyoruz.
sonra yumurta, yoğurt ve limonla yaptığımız terbiyeyi ekliyoruz.
baharatlar ve tuz keyfimize göre, ben yarım çay kaşığı kadar zerdeçal (elimden geldiğince her şeye kullanmaya çalışıyorum) bir tutam da karabiber ilave ettim. son olarak da blendırdan geçiriyoruz ama tavukları minnacık doğrayıp haşlarsanız blendıra gerek kalmıyor.

afiyet olsun 🙂

lif, protein ve vitamin oranı yüksek, bizim için de hem doyurucu hem de sağlıklı bi alternatif 💕 olan kinoanın faydaları için de şurada ayrıca bi yazı derledim 🙂

KİNOA

KİNOA

NASA tarafından uzaya gönderilen astronotların beslenmesinde kullanılan kinoa,
A,B,C,D ve K vitaminlerini bulundurmasının yanı sıra Lizin gibi temel amino asitler ve bol miktarda kalsiyum, demir ve fosfor içerir. 100 gram kinoa 372 kalori, 5,8 gram yağ, 69 gram karbonhidrat, 6 gram lif ihtiva eder.

Yenebilir tohumları için tarımı yapılan kinoa, Chenopodioideae alt familyasından bitki. Tahıllara benzer yönleri olsa da Buğdaygillerden değildir, ıspanak ve pancar gibi bitkilere daha yakındır.

Kinoa, Keçuva dilindeki kinua sözcüğünün İspanyolca söylenişinden gelmektedir. Kinoa tarımına Bolivya, Peru, Ekvador ve Kolombiya’nın And Dağları üzerindeki yörelerinde 3.000 ila 4.000 yıl önce başlanmıştır. Yine arkeolojik verilere göre günümüzden 5.200 ila 7.000 yıl öncesine kadar da insanlarca doğadan toplanarak yenmekteydi. İnkalar tarafından tarımı yapılır ve manevi değer atfedilirdi.

Kionanın bazı türleri ICBA’nın testlerine göre 40 dS/m düzeyinde tuzlulukta yetişebilmektedir.

kaynak: wikipedia

MUZLU EKMEK / BANANA BREAD

bi süredir instagramda en çok karşıma çıkanlardan biriydi ve bugün, hem tatlı hem de sağlıklı ne yapabilirim diye düşünürken, nihayet muzlu ekmek yapmaya karar verdim 😊

bu zamana kadar yaptığım en pratik ve leziz keklerden biriydi ! gerçekten yapımı da yemesi de inanılmaz keyifli..

kek diyorum çünkü yapı olarak tamamen keki andırıyor, yanında sıcak bi fincan süt yada bitki çayıyla, tadına doyum olmuyor 💕

2 büyük muz
2 yumurta
1 su bardağı tam buğday / kinoa / keçiboynuzu unu
1 fincan ceviz / kaju
1 fincan süt
1 fincan zeytin yağı / hindistan cevizi yağı
1 fincan yulaf ezmesi
1 paket kabartma tozu
1 paket bitter çikolata / isteğe göre
12 adet sicak suda yumuşatılmış hurma / isteğe göre

ben, çok yoğun ve tatlı olmasını istemediğim için hurma değil bitter çikolata kullandım.
un olarakta daha önce hiç denemediğim keçiboynuzu ununu kullandım.

muzları çatalla ezip, sırasıyla tüm malzemeyi karıştırıyoruz.

ekmek formunda görünmesi için dikdörtgen borcam kalıp kullandım.
160° 40 dakika pişiriyor ve afiyetle yiyoruz 💕

biz bayıldık, gerçekten nefis bi lezzet oldu. hatta az gelir sandım tabağıma 2 dilim aldım ama fazlasıyla doyurucuymuş, 2. dilimi zor yedim.
ilk defa hem tatlı hemde sağlıklı pişmiş bi yiyecek yaptım, hala inanamıyorum !
mutlaka deneyin,

sevgiler

ISPANAK SMOOTHIE


merhaba,
çiğ sebzelerle beslenmenin en lezzetli ve keyifli hali smoothieler sanırım 😊
kızımı da çiğ sebzelere alıştırmam da çok işe yaradı diyebilirim 😊
e görsellerin, biraz şirinleştirmeninde payı büyük tabi 😊

150 gr kadar ıspanak
bir kaç dal maydanoz
1 yeşil / kırmızı elma
1 muz
yarım limon suyu
isteğe göre 1 çay kaşığı rendelenmiş taze zencefil
ve içme suyu

iyi bi karışım elde edene kadar karıştırıp,
alışana kadar kahvaltı yanında,
sonra kahvaltıdan biraz önce,
alıştıktan sonra da öğün olarak içebilirsiniz 💕

tadı inanılmaz lezzetli ki alışma kısmı toklukla alakalı daha çok 😊

evde olan malzemelerle smoothienizi cesitlendirebilir,
mesela elma yerine armut koyabilirsiniz. o da şahane bi yağ yakıcı 💕

KIDS MENU FİLMİ

geçtiğimiz haftalarda bi film izledim, özellikle 4 yaşında ki kızım izlesin diye ama bu sayede ben de çok şey öğrendim, adı; kids menu !

neyi neden yapmalıyız ve nasıl daha kolay hale getirebiliriz, çok yalın bi dille anlatmışlar. Sadece biraz dublajı amatör ama sırf içinde barındırdıkları için bile tekrar tekrar izlemeye değer !

“Film yapımcısı Joe Cross, önceki iki filmiyle dünyayı dolaştırırken, binlerce kişiyle tekrar karşılaşır. Joe, çocuklukta şişmanlığın asıl mesele olmadığını, daha büyük bir sorunun semptomunun farkına vararak, uzmanlar, ebeveynler, öğretmenler ve çocuklar ile görüşür. Sağlıklı gıdaların ne olduğunun bilinmemesi. Sağlıklı ve uygun fiyatlı seçeneklere erişim eksikliği. Ve olumsuz rol modellerinin etkisi; bir ebeveyn, öğretmen ya da bir ünlü olmak. Bunların hepsi birlikte aşılması gereken bir şey gibi görünüyor, ancak yetkilendirildiğinde çocuklar genellikle daha sağlıklı bir yol ve şaşırtıcı bir seçim yapıyorlar.”

çocuğuna, şeker çikolata, abur cubur yedirmeyen annelere, nerdeyse herkes tarafından yapılan bi uzaylı muamelesi vardır ya hani, hah işte iyi ki uzaylı gibi hissediyorum diyeceksiniz 🙂

türkçe linkini, o amatör dublajlıdan daha iyisini bulabilme ihtimalinize karşın yazmıyorum,
mutlaka izleyin!
http://www.kidsmenumovie.com/

TEMİZ BESLENME DİYE BİŞEY VARMIŞ !

2 satır yazıcam diye oturup, 2 sayfa yazıp bi başlık bulamayan ben 🙂 olmadan da olmuyo.. bulamıyorum da ! bula bula bunu buldum ! başlığa rağmen yazıyı okuyanları canı gönülden, sevgiyle kucaklıyorum 🙂
uzun aralıklarla yazınca iyice pas tutmaya başladığımı fark ettim, bide üstüne hazırladığım onca fotoğraf, birikmiş yazı varken, sabahın dördünde kalkan bünyeyi fırsata çevireyim dedim 🙂

bu sıralar ve nihayet, sağlıklı beslenmeye kafa yoruyorum, probiyotikler, çiğ sebzelerle yapılan tarifler falan deniyorum, öğreniyorum ama o kadar hamur işi alt yapılı insanlarmışız ki, sanki başka bi evrene geçiyomuşuzcasına bi terane oldu 🙂
kızımı çoğu zaman kendimi arındırmak için de bahane eden bi insan olduğumdan, “örnek ol-teşvik et” mantığıyla, ben çabuk adapte oldum ! ve tabi sebzeyi etten vs daha çok sevmemin de payı büyük bu kolay adaptasyonda. adoçko da hiç fena sayılmaz (bol bol tariferini ekleyeceğim, nefis smoothieler sayesinde birazda ) ama eşim için aynı şeyi söyleyemiycem, ama allahtan o da ayak uydurmaya çalışıyor bize 😀
akıl, kalp ve yavaş yavaş beden.. o küçük insanlar sayesinde kendi kendine olduğundan daha keyifli bi arınma oluyor. aslında bu da başlı başına bi konu da, başka zaman yazmak üzere asıl mevzuya dönelim..

bedenimize çok da iyi bakmadığımızı, hatta bi çöp kutusundan hallice gördüğümüzü yakın zamanda anladım, abur cuburla beslenen, ağırlıkla sadece damak tadımıza uygun, lezzeti zirvede evet ama besin değeri yerlerde hatta yok yiyeceklerle öğün geçiştirdiğimizi..

ilk önce, ada’dan uzak tuttuğumuz çikolata ve diğer tatlıları, kuytu köşelerde çaktırmadan mideye indirirken ayıpladım kendimi, ona hayır dediğin şeyi neden kendin yapıyorsun ? nerde dürüstlük ? madem tüü e kaka !

sonra yağlı, unlu, tuzlu, şekerli, yada fast food yiyecekleri tüketirken..

neden bunu yapıyoruz kendimize ? doğru olmadığını bile bile ? üstelik çoğumuz sanayi şehirlerinde, her şeyin hormonlusu, kirli havası, spor zaten yoka yakın, bir kaç adım atmak için bile yarım yada bir saat araba yolculuğu yapmak zorunda olmak ve stres döngüsündeyken ?

neden ?

buna karşın yeşillikler sadece instagram karelerine sığacak kadar hayatımızdalar, daha fazla değil..

bedenimiz ve benliğimiz bundan çok daha fazla özeni hak ediyor..

ve ben tüm bunlar kafamın içinde dönerken, yeni şeyler keşfetmeye, denemeye başladım, yakın zamana kadar sadece kızarmış tükettiğim; çiğ sebzeler, sadece kabızlık önlediğini sandığım; probiyotikler, onca sebzeyi çiğ ve bir arada daha önce bu kadar lezzetli tahmin bile edemiyceğim; smoothieler, sebze suları..

henüz şekeri tamamen ortadan kaldırmış değilim, ama eskiden günde 2 – 3 paket yediğim çikolata ve benzeri abur cuburları ayda 2 – 3 pakete indirmekte güzel 🙂 tüm gün çiğ sebzede yemiyoruz ama mümkün olduğunca öğün meyve ve çiğ sebzelerle beslenmeye çalışıyoruz ki bence o “çalışmak” kısmı bile bi defa denedikten sonra, şahane bi motivasyon oluyor insana !

mümkün olduğunca araştırıyorum, tek bir tarif bulup denemiyorum, onlarca tarif okuyup, en iyisini bulmaya çalışıyorum, her şeyden önce kızım da aynı şeyleri yiyor, içiyor.
herkesin uzman ve her şeyi en iyi bildiği bi mecra, haliyle bir o kadar da bilgi kirliliği mevcut.. bu yüzden çok araştırmak, en iyisini, güvenilirini bulmak ve denemek gerekiyor.

paylaştıklarım da ya kendi tariflerim, yada böyle didik didik araştırmaların mahsulüdür 🙂

velhasıl, tüm bunları anlamamamı, bir çikolatayla kendimi hem terbiye hem de motive etmemi sağlayan bıdık prenses, dönüp dolaşıp yine sana geldim,
iyi ki varsın, ne kadar şükretsem az..

sıra fırsat buldukça, keşfettiklerimi paylaşmakta..

görüşmek üzere,
sevgiler !

BLACK FRIDAY !

Amerika’da mağazaların dev indirimler yaptığı “Black Friday” yani Kara Cuma çılgınlığı, her yıl kasım ayının dördüncü perşembesinde kutlanan Şükran Günü’nden sonra ki ilk Cuma başlıyor. Online alışveriş sitelerinin de büyük indirimlere gireceği bu günde, milyonlarca kullanıcı internet üzerinden milyarlarca dolarlık alışveriş yapıyor. black friday bu yıl 24 Kasım 2017’de başlıyor..

MÜHENDİSLİK TAMAMLAMA PROGRAMLARINDA KONTENJANLAR ARTIRILDI

Anadolu Ajansında yer alan habere göre, YÖK Başkanı Saraç,Teknik Eğitim Fakültesi mezunlarından mühendislik tamamlama programlarına alınacaklar için bu yılki kontenjanların, bir önceki yıla göre artırılmasına karar verildiğini bildirdi.
Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, sosyal paylaşım sitesi Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, Teknik Eğitim Fakültesi mezunlarının 3795 Sayılı Kanun gereği mühendislik tamamlama programlarına alındığını hatırlattı.

Talepler dikkate alınarak bu yılki kontenjanların, bir önceki yıla göre artırılmasına karar verildiğini bildiren Saraç, “Önümüzdeki aylarda Mühendislik Tamamlama Programları Tercih Kılavuzu, ÖSYM’nin internet sitesinden yayımlanacaktır” bilgisini paylaştı.