ANNE OLUNCA

78
Annelik,
bir tuhaf ruh hali, deliliğe yakın, normallikten uzak, aynı oranda anormalliğe de.. Anne olunca yürürken attığınız adımlardan, o uyurken yanındaysanız şayet aldığınız nefesin sesine kadar bebeğine kalibre edilmiş ve doğum öncesi sürümüyle alakası olmayan, uyurken bile ona programlı bir sistem haline geliyorsunuz farkında olmadan !

Abartı gibi mi geliyor ? Evet, başlarda bende öyle hissettim, durumu sıradanlaştırmak dururken hem kendi hemde etrafımızdaki herkesin gözüne sokmak neden ? Ama bu sizin elinizde değil, kontrolü karnınızdan kucağınıza konduğu an kaybediyorsunuz. O ana dek hiç tanımadığınız, muhtemelen herhangi bir örneğini gördüğünüzde, misal kendi anneniz bile olsa zaman zaman dalga geçtiğiniz bir insana dönüşmek aslında o kadar da dramatik değil. Hatta alıştıkça, eğlenceli bile gelebiliyor.

Şöyle ki, 26 aylık kızım, dışarıda, koca koca insanların dev adımları ve cüsseleri arasında, kendi minnacık gövdesi ve küçücük adımlarıyla yürümeye çalışırken bazen kendimi üst düzey bir devlet mensubunu yada mega starı korumaya çalışan, o yürürken etraftaki olası tüm tehlikeleri analiz edip ortadan kaldırmaya, yolu açmaya şüpheli şüpheli etrafta bi anormallik var mı diye bakmaya kendini kaptırmış bi koruma gibi davranırken buluyorum 😀 Fark edip, kendime koca bir destur çekmem uzun sürmüyor Allahtan 🙂

Zaman kötü, ortam berbat, hiç birimiz, hiçbir zaman ve mekanda güvende değiliz tamam ama ne zaman olduk ki zaten ? En büyük handikap, hadi şimdi kolunun altında, ya sonra ? Kurslar, Okullar, yeni arkadaşlar ve aktiviteler ? Oysa benim hep savunduğum düşünce, onu korumak yerine ona kendini korumasını öğretmekti. Sırf bu yüzden tanıdığım çoğu ebeveynin aksine o kırılmasın diye evin her tarafından kaldırılan süs eşyaları, yırtılma ihtimali yüksek kitaplar, dergiler, resimler, fotoğraflar bizde hep ortada ! Hatta geçen gün orta sehpanın üzerinde ki fenerle parmağında küçük bi olmuş. Anlattım, ondan gelebilecek zararlardan bahsettim, oyuncak olmadığından, kendini koruması gerektiğinden, artık büyüdüğünden ve daha da dikkatli olması gerektiğinden..

Peki bu kadar sakin, mantıklı ve doğru olduğuna inandığım şekilde davranırken ne ara ipler kaçıyor elimden ? Ne diye içimden süper kahraman çıkmış gibi davranıyorum ? O yazının en başında bahsettiğim tuhaf anne ruh hali mi duyguları mantığın önüne geçiren..

YEŞİL ZEYTİN, BAKLAVA ve TATLI BİR HAMİLELİK :)

72

Doğum yapalı 6 ay oldu ve bu konuyla alakalı yazmak nedense daha yeni, dün akşam olmadık bi anda burnuma kurabiye kokuları gelince dank etti.Şu bi gerçek ki ben hamile değilken daha çok aşeriyormuşum !

Bu arada aşermekle ilgili en ufacık bi teknik bilgi bile yok bu yazıda, minnoş hamile adaylarını yazı sonunda sükutu hayale uğratmış olmayım diye baştan söylüyorum..

Teknik olarak yaptığım tek şey, aşermenin doğru yazılıp yazılmadığını kontrol etme maksadıyla gugıla aşermek yazmaktı.. Yanlışsa elbet bunu mu demek istediniz diyecekti ama demedi sağ olsun 😉

Malum yıllarca banyo sonrası “sıhhatler olsun” larını “saatler olsun” diye bilip, üstüne bide anlam veremediğim halde kullanan, kuşaklar arası aktarımında kendi bebişim vasıtasıyla büyük rol oynamış ve “30 senedir yanlış mı biliyomuşum ben bunu” şokuyla doğrusunu daha yeni öğrenmiş insanım !
O yüzden bu minik teknik hamle benim için kaçınılmazdı 🙂

Gelelim asıl mevzuya..
Eşim için son derece acısız, ağrısız ve hatta keyifli bi hamilelik oldu benimki 🙂 Ne gecenin köründe dürtmeler, ne de mevsimsiz tatlara iç geçirmeler.. Hiç biri olmadığından mütevellit onun için “benim aşkımın canı ne ister” diye iş çıkışı soruları ayrıca kolaydı 🙂 Elbette fırsatları tüm oburluğumla değerlendirdim, lakin sıradan şeylerle.. Misal o 9 ay boyunca aklımda kalan sadece ; hamileliğimin ilk aylarında yeşil zeytin, dondurma ve çilek reçeli, son aylarında ise küpüne girmişcesine baklavadır.. Hayatımda o kadar baklavayı öyle bi iştahla yediğimi hatırlamıyorum! Bi dilim baklavayı yemek için yarım saat ayıran ben, yarım kiloyu 10 dakikada yutar haldeydim.. Doğumdan kısa bi zaman sonra kendisiyle yeniden karşılaştığımızda ise ne yutan hallerden, ne de yutarken aldığım o olağan üstü lezzetten eser kalmamıştı.. Tüm cazibesi hamileliğimin son 4 ayında, bana aldığım kiloları ikiye katlayana kadarmış !

Velhasılı kelam, hamileliğim boyunca aşermeydi, canım çektiydi, şuydu buydu diye abartı bi durum yaşamadım ve her ne kadar sonradan azıcık pişman olsam da, kilo alırım kaygısıyla 1 sn. bile kendimi frenlemedim, canım ne istiyosa yiyebildim şükür..

“Mutlu hamilelik için kendini sev, mutlu olacağın şeyler yap ve içinden mutlu bi bebek çıksın” dı düsturum 🙂

Tüm anne adaylarına mutlu hamilelikler,

SEZARYENLE DOĞUM MACERAMIZ

BebekBenim gibi tecrübesiz, her kafadan ayrı ses çıkarken aklı iyice karışan, doğumu yaklaşmış, meraktan 9 doğuran hatunlar için yaşadığım her şeyi anlatmak niyetindeyim lakin üzerinize afiyet dün fena şekilde grip oldum, burnumu silmekten fırsat buldukça parmaklarımı klavyeyle buluşturmaya çalışıcam 🙂

İlk olarak; Ameliyathane öncesi / Oda faslı

Doğum sabahı yani 2 aralık günü, heyecan tavan yapmış, doğumdan başka her şeyi düşünmeye, aklımı dağıtmaya çalışırken, çabalarımın sonuçsuz kaldığını fark ettim ve bu durum odama çıkarılıp, oradan ameliyathaneye alınacağım ana dek devam ettiyse de kimselere bir şey belli etmedim.. serde amazonluk olduğundan değil, olay kimseyi germemek, üzmemek, çünkü biliyorum ki ailem benden beter 🙂

Korktum da yalan yok, ama kendime bile söylemedim sırf durumu daha da içinden çıkılmaz bir hale getirmemek için.. kendi kendime sürekli b8*i gaz “herkes doğuruyo, içinde kalıcak hali yok ya elbet doğurucaksın, ya millet tarlada /——doğuruyomuş zamanında, teknoloji uçtu artık, ayıptır, falandır filandır” derken, odamızın kapısında beliren hemşireden beklenen soru geldi “hadi bakalım, hazır mısın ?” -yaa değilim, daha bir sürü şey söyleyecektim kendime, çok mu hızlı geçti zaman nedir ? biraz daha kalamaz mıyız ? – ve tüm bu iç seslerin karmaşası, içimdeki pısmış çocuğa inat aslan gibi bi evet’e dönüştü 🙂

Ve başladık ameliyathaneye doğru hızlı bi şekilde yol almaya.. üzerimde mavi kağıt bi gecelik, altımda tekerlekli sandalye, ardımda bana eşlik eden sevimli bi görevli, aklımda her şeyi sempatik kılmaya çalışsan düşünceler ve yusuflar eşliğinde hayli kalabalık bi şekilde gidiyorduk işte 🙂

Asansörün kapısında ailemle el sallaştık, gözler dolu ama umutlu, herkes birbirine gülümsemeye çalışıyor ama sanki benden daha çok korktuklarını saklamak içindi tüm çabaları.. Orada kalacaklarını sanırken bir anda benimle asansöre bindiler ve ameliyathanenin kapısına geldiğimizde yalnızdım artık..

İçeri girdiğimde paldır küldür ameliyata alınacağımı sanırken bir müddet bekledim, hemşireler ve anestezi doktorumla muhabbet etme fırsatım oldu o arada.. Derken doğum doktorum Gülçin hanımla da biraz konuştuk ve birkaç dakika sonra başlanacağını öğrendim..

Ameliyathane / Doğum faslı

Daha önce ameliyata girmeme rağmen, içeri girer girmez nedense sevimli bir şeyler keşfetmeye çalıştım.. O soğuk oda da iç ısıtacak herhangi küçük bir şey.. Ama yoktu maalesef.. Sonu sevimli olsun inşallah deyip, çıktık sedyeye.. Doğumum sezaryen olacağı için, ilk aşama spinal anesteziydi ve hiçte öyle abarttıkları gibi cenin pozisyonunda büklüm büklüm falan vurmuyorlar iğneyi.. Öne doğru hafif eğik bi şekilde oturtulduktan sonra, belimde gezinen bir şeyler hissettim o kadar, iğneyi ise ancak yapıldıktan sonra öğrendim.. Doğumdan birkaç gün önce sezaryen videosu izlemiş biri olarak, tek korkum anesteziydi, o da bu kadarmış diyebilirim 🙂 Ameliyat hemşiremiz de hayli iyiydi, iğne öncesi kollarımı uygun pozisyonda tutarak yapılan işlemler hakkında, sonrasındaysa uyuşma aşamaları hakkında sürekli bilgilendirdi.. İlk olarak ayaklarımda bir ısınma ve karıncalanma, ardından bacaklarımda, belimde ve karnımda hissettim. Hemşire “sadece dokunmaları hissedeceksin, acı hissetmeyeceksin” dediğinde, “nasıl yani” dediğimi ve çok şaşırdığımı hatırlıyorum ama dediği gibi de oldu.. Ben tatlı tatlı uyuşurken göğüs hizasına bir minik perde çekilip, göbeğimde eller gezindiğini fark ettim.. Doktorum bebeğin yerine baktıklarını falan söyledi ama aslında ameliyat çoktan başlamış bile.. Kısa bir süre sonra çok tatlı bi ses geldi kulağıma, “bizimki mi, doğdu mu” diye sordum, doktorumdan “evet, aynı babası” yanıtını alınca dünyalar benim oldu 🙂 bir kaç dakika sonra yanıma geldiğinde ki o ilk karşılaşmamız, binlerce duyguyu aynı anda yaşadığım tarifsiz güzellikte birkaç saniye.. Allah’ a şükürler olsun ki, artık bebeğimiz yanımızdaydı.. Göbeğimin içinden kucağıma gelen ve beni anne yapan küçücük bir melek..

Kısa bi süre sonra önce kızımız, ardından da ben odamıza alındık. Derken misafirlerimiz, güzel temenniler, şaşkınlık ve mutlulukla dolu saatler bebeğimiz gece yoğun bakıma alınıp, midesi yıkanıp, ardından da sabah sarılık tedavisi başlayana kadar devam etti.. Yoğun bakım ve mide yıkanması nedeni, bebeğimizin anne karnındayken amniyon sıvısını ( Amniyon sıvısı, gebelik sırasında, bebeğin korunmasını ve tüm beslenmesini sağlar. Amniyon sıvısı, bebeğin cilt, solunum sistemi, sindirim sistemi ve boşaltım sisteminden dökülen hücrelerin olduğu bir sıvıdır. Sıvı, alfafetoprotein (AFP) ve asetilkolinesteraz (ACE) gibi maddelerin ölçümü için, sıvıdan amniyosentez işlemiyle alınan hücreler ise sitogenetik analizler, enzim ve DNA analizleri için kullanılır ) yutmasıymış. Çok şükür o günleri de atlattık, Allah dileyen herkese evlat sahibi olmayı nasip etsin ve benim evladıma da tüm evlatlara da aileleriyle hayırlı güzel ömürler nasip etsin inşallah..

şimdilik doğum maceramızla ilgili aklımda kalanlar bunlar,
görüşmek dileğiyle,
sevgiler

DİŞ ÇIKARIYORUZ :)

bebeklerde diş çıkarma
Bundan 20 ay kadar önce yazdığım ilk diş çıkarma yazımız ;

Evet kesinlikle hep birlikte diş çıkarıyoruz ! Minik prensesimin olanca iştahıyla, Yeşil Çam filmlerindeki Türkan Şoray’ı aratmayan elini yumruk halinde ağzına sokma sahneleri, yetmeyip bizim parmaklarımızı hatta gıdı bezlerini, mama önlüklerini, nevresim, pijama, hatta saniyeler içinde gördüğü ve yakalayabildiği her şeyi ağzına götürüşleri, geceleri “nihayet uykusu düzene girdi” dediğimiz anda ağlayarak uyanışları.. ve tüm bu isyankar halleri alt çenesinde önce sağ, sonra da sol da birer minik inci tanesinin aramıza katılmasıyla anlam kazandı..
Her şeyi nev-i şahsına münhasır yapan canım kızım, daha 4.ayının başlarında iki diş birden çıkardı ! Gerçi bunda genetik mirasın payı büyük sanırım, annemin hatırladığı kadarıyla, ben de 4 buçuk aylıkken çıkarmışım ilk dişimi.. Eşimin bebekliği dahi kendisine bu kadar benzemiyordu herhalde diyebileceğim kadar babasına benzeyen kızım, sağ olsun beni de atlamamış ve bunun gibi çoğunu sadece ben ve annem haricinde kimsenin fark edemeyeceği bir kaç minik şey de annesinden almış..

Gelelim asıl mevzuya ; diş çıkarma yolculuğumuzun ilk etabını başarıyla geride bırakmış, pek bi rahata sermişken 4-5 gün önce bu defa üst ön sol tarafta beyaz minicik bi kabartı fark ettim.. İlk dişlerimizden tam 2,5 ay sonra.. Aldı yeniden bir telaş, sil baştan uykusuz geceler ve “2 güne çıkar” sandığımız minnacık dişin inatçılığı.. Çıkamadı gitti o minnacık diş.. Hala bekliyoruz 🙂

Beklerken de boş durmadık ve;

* Bebeklerde diş bakımının ilk diş çıktıktan hemen sonra, gün içi beslenme faaliyetleri akabinde başlaması gerektiğini,
* Bakımın ilerde yaşanabilecek diş çürümesi ve çene bozukluğu gibi sorunları önlediğini,
* Biberon mamaları ve katı gıdalarda bulunan asit ve şekerin narin olan süt dişlerine zarar verip, çürümelerine neden olabileceğini,
* İlk diş çıktıktan hemen sonra, sabah kahvaltı / mama sonrası ve gece yatmadan önce mutlaka temiz bir tülbent ya da gazlı bez yardımıyla silinmesi gerektiğini,
* Tülbentle başlayan diş temizliklerinin ilerleyen dönemlerde çok yumuşak yada sıcak suda bekletilerek yumuşatılmış diş fırçalarıyla devam edebileceğini,
* Her türlü gıda alındıktan sonra bebeklere az da olsa su verilmesinin diş sağlığı açısından çok önemli olduğunu,
* Diş çıkarma sürecinde hayli artan parmak emme hareketinin, süt ve sürekli diş dizisinde bozukluklara ; üst dişlerin öne, alt dişlerin arkaya doğru konumlanmasına neden olabileceğini,
* İlk diş çıktıktan hemen sonra “diş buğdayı” denen şahane geleneği tüm ihtişamıyla ve özellikle dişleri çok güzel olan konuklar davet edilerek yapılması gerektiğini öğrendik..

Ayrıca doktorunuz önerdiği taktirde, Dentinox Jel de bu süreçte biraz olsun diş etlerini rahatlatmak adına yardımcı olabilecek bir ilaç sanırım.

Yaşasın işi işte öğrenen, bebeğiyle büyümeyi seven anne, babalar !

BEBEK BEZİ MACERALARIMIZ

48
Doğuma bir ay kala en çok kafa yorduğumuz konulardan biriydi diyebilirim. İlk bebeğiniz de olsa, yanlış bebek bezi seçimlerinin yaşattığı problemleri az çok biliyorsunuz sonuçta ve bir de her zaman söylediğim gibi “en iyisini bulma” çabası var 🙂

Kızımın doğumundan sonra ki ilk 4 ay Prima Premium Care kullandık. Özellikle yeni doğan bebeklerin altını gerek olmadıkça açmayı ve bu sayede üşümesini de önleyen “ıslaklık göstergesi” bizim için tercih sebebi oldu. Bez ıslandığında maviye dönen ıslaklık göstergesi başlarda çok işimize yaramış olsa da 4.aydan sonra, sık bez değiştirmemize rağmen sızıntı problemini önleyemeyince yeniden arayışa başladık.

5. Aydan itibarense Huggies Kızım İçin kullanmaya başladık ve sızıntı problemi tamamen ortadan kalktı. Sanırım emici bölgenin kızlar için ortada, erkekler içinse önde olması başarılı bir yenilik olmuş. Evet, bebek bezlerini kiloya göre yapıyorlar ama boyu yada kilosu persentil değerlerinin üzerinde yada altında olan bebekleri hesaba katmamak çok da doğru değil sanırım.

Halen Huggies Kızım İçin kullanıyoruz ve şimdilik gayet memnunuz. Asıl macera bez bıraktırma çalışmalarında bekliyor bizi sanırım 🙂

Sevgiler,

BEBEK KIYAFETLERİNDE %100 PAMUK

bebek kıyafetleri
Bebeğinize kıyafet yada diğer tekstil ürünlerini satın alırken, sadece görüntüsüne, ve bedenine bakıyorsanız, iç kısımlarında olan o birkaç sayfalık etiketlerle hiç bir alakanız yoksa, muhtemelen dolabında birden fazla polyester yani kumaşların en tehlikelisini barındırıyorsunuz demektir. Maalesef özellikle bebek ve çocuk kıyafetlerinde aşırı derecede polyester yani naylon ve plastikten elde edilen kumaş türü kullanılmakta ! İnternet yada nadiren mağazadan yaptığımız alışverişlerde, kızım için baktığım kıyafetlerin ne kadar güzel olduğunun, yada beğenmemin etiketinde ki %100 pamuk / cotton ibaresi  haricinde hiç bir önemi yok! Özellikle mağazalarda, kumaş etiketine bakıp, polyester yada polyester karışımlı olduğunu gördükten sonra geri bıraktığım bir ürünü başkasının o etiketler sadece ürün satın alındıktan sonra kesilsin diye yapılmış gibi hiç bakmadan alması ve bilinçsizce bebeğine giydirebilmesi gerçekten üzücü. Çünkü o polyester yada katkılı kıyafetler göründükleri kadar masum değil, tahmin ettiğinizden çok daha sağlıksız.

Bebek cildi yetişkinlere göre çok daha ince ve hassastır ve daha az yağ salgısı üretir. Bununla birlikte cilt kuruluğu meydana gelir , soğuk hava, yanlış kumaş seçimi gibi diğer dış faktörlerden fazlasıyla etkilenir. Daha önceki ATOPİK DERMATİT BEBEKLER İÇİN BAKIM yazımda bahsettiğim gibi, cilt nemini dengelemek adına kullandığınız ürünlerle birlikte kumaş seçimleriniz, aldığınız ürünleri yıkadıktan sonra giydirmeniz de bebeğinizin cildini korumak ve beraberinde cilt rahatsızlıklarını önlemek adına çok önemli.

Hem bebeğiniz hem de kendiniz için %100 pamuk kıyafetlerden yana olsun tercihiniz. Bebeklerde cilt rahatsızlığını tetikleyen ve cildin hava almasını önleyerek, terlemeye, bununla birlikte de diğer hastalıklara zemin hazırlayan polyester kıyafetler bizler için de son derece sağlıksız.

Polyester, Elastane ve Latex seçim yaparken özellikle uzak durmanız gereken kumaş türlerinden..Bu 3 grubunda ham maddesi naylon olduğu için, deri enfeksiyonlarına ve terlemeyle birlikte diğer hastalıklara neden olur.

Velhasıl, önce sağlık diyorsanız, şimdi sıra bebeğinizin gardırobunda küçük bir temizlik yapmakta 🙂

Sevgiler,

BEBEĞİNİZ AKŞAM DOKUZDA UYUSA ?

52

Hemde ne kendini ne de sizi hiç yormadan, hırpalamadan, ağlamadan.. O uyusa, siz biraz kendinize vakit ayırsanız; biraz kahve yada çay, bir kitap, uzatılmış bacaklar, başın altına doldurulmuş yastıklar ve katır kütür eden sırtınız, boynunuz için biraz rahatlama.. Bu işin anne penceresinden görülen tarafı, bebekler içinse durum bu kadar basit değil maalesef..

Özellikle doğumdan itibaren 3 yaşa kadar ki dönem, bebeklerde beyin gelişimi açısından hayatı önem taşımakta. Beyin gelişiminin %80’ini bu evrede tamamlar ve ölçüsü neredeyse yetişkinlikteki büyüklüğüne ulaşır. Ayrıca bu dönemde olan hataların telafisi de pek mümkün değil. Yetersiz beslenme, düzensiz ve kalitesiz uyku beyin gelişimini olumsuz yönde etkileyen faktörler.

Ninnilerde bile geçen “uyusun da büyüsün” deyimi gerçek aslında 🙂 Evet, bebekler uyuyarak büyüyorlar. Uyku sırasında, özellikle de karanlıkta melatonin* hormonu salgılanır ve melatonin salgılanması bağışıklık sisteminin güçlenmesinde önemli bir role sahiptir. Aynı zamanda hipofiz bezinin daha fazla büyüme hormonu salgılamasını sağlar. Bebekler uyurken çalışmayan kasları da çalışır ve enerji depoları yenilenir. Uykularında, gün içinde oynadıkları oyunlardan öğrendiklerini organize ederek, kaydederler. Bu sayede beyinde nöronlar arası bağlar oluşur ve güçlenir.

Özetle uyku en az beslenme kadar önemli ! Hamileyken okumaya başladığım ve hala ara ara göz gezdirdiğim onca bebek bakımı, psikolojisi kitabı, geçmiş tecrübelerinden hatırladıklarıyla bizi aydınlatan büyüklerimiz ve tabiki internet ! Çok şey öğrenme, okuma ihtiyacı,  en iyisini yapma çabasından kaynaklanıyor ve ne kadar okuyup araştırırsanız araştırın iş uygulamaya gelince illaki kendinizi yetersiz hissettiğiniz ve hatta suçladığınız bir an olabiliyor maalesef. Özellikle bir türlü rayına oturtulmamış bir uyku söz konusuysa..

Kızım, doğumdan sonra ki ilk 3 aylık uyku düzensizliğinin normal olduğu dönem haricinde de hep uykusuz bir bebek oldu aslında babası da zamanında öyle olduğu için genetik olduğunu tahmin ediyoruz 🙂  Defalarca denenmiş Tracy Hogg yatır kaldır yöntemleri, Harvey Karp kundakları, bebek yetiştirmiş herkesin verdiği onlarca sıradan öneri ve internet maceralarımız derken şunu söyleyebilirim ki her bebek başlı başına farklı. Al bu kitabı, oku, uygula uykusu düzene girecek diye bir şey söz konusu değil ! Üstelik önerilerin tamamı birbirinin aynı ve çok katı. Yanınızda yatırmayın, ayağınızda sallamayın, uyanırsa siz değil babası baksın, size alışır falan filan! Yahu Allah aşkınıza bebeklerden bahsediyorsunuz, hani şu bir kaç sayfa önce anne kokusuyla sakinleşir dediğiniz insan yavrularından ! Ne diye gece bas bas bağırsın ama kucağınıza alsanız bile susunca bırakın ve bunu gerekirse sabaha kadar tekrarlayın diyorsunuz ! Yazık değil mi sudan çıkmış balık gibi,  okuyup uygulayınca olacak sanan tazecik anne babalara, biz de öyleydik ! Haybeye hem kendimizi hem de bebeğimizi yorduk ve bir zaman sonra o ana kadar okuyup, duyup, öğrendiğim her şeyi bir kenara bırakıp bebeğimin az uykuyla yetinebilen bir bebek olduğunu, ona başlı başına bir çözüm bulmam gerektiğini fark ettim.

Size, en yalın haliyle 24 aylık kızımla uyku rutinimizi nasıl sağladığımı anlatacağım, dilerim faydası olur..

İlk olarak anneyi yada babayı ne zaman ve ne kadar istiyorsa veriyoruz 🙂 Uyuyana kadar yada uyku anında da.. Katı kurallar, aman alışırlar, büyüyünce de isterler yok ! Büyüdüğünde, değişimleri, olması gerekenleri, siz anlatırken dinleyen ve anlayan bir çocuk yetiştirmeye çalışıyor ve bu doğrultuda çaba sarf ediyorsanız kuruntularla anın tadını kaçırmaya gerek yok.

Sonra, eğer uykuya pek düşkün bir bebek değilse bebeğiniz, öncelik sabah uyandığı ve öğlen uyuyacağı saatleri gözden geçirmek. Misal gece 23:00 de ayakta olan bir bebek mutlaka sabah geç kalkmış, öğlen uykusuna da geç yatmış demektir ve bu da gece uykusunu geciktiren en büyük faktör diyebiliriz.

Bebeğim başlarda en geç 22:00 de uyuyan bir bebekken, yavaş yavaş  saat 23:00 – 24:00 civarı bile uyanık kalmaya başladı ve uyutmak her geçen gün daha zor oluyordu.

Önce geç yattığı için sabah 09:00 dan önce uyanmayan bebeğimi sabah en geç 06:00 da kaldırmaya başladım. Elbette gece çok geç uyuduğu ve sabahın köründe uyandırıldığı için hayli keyifsizdi ama aynı gün saat 11:00 de yeniden uyudu. Yeni öğlen uykusuna alışana dek ortalama uykuya dalma süresini, oyanlanmasını, isteksizliğini hesaba katarak , bir saat önce 10:00 da yatırdım ve ben de onunla birlikte yattım. Defalarca kalktı yatakta zıplamaya, yorganla oynamaya falan başladı. Geç saatlerde uyuyan uykusuz kalmaya alışkın bir bebek, sabah 06:00’da da kaldırsanız öğlen uykusunu uyumamak için direnebiliyor. Bu yüzden  öğlen ve aynı şekilde gece uykusuna yatırmanız çok önemli.

11:00 de uyuyan bebeğimi 12:30 da yeniden uyandırdım. Yani uyuduğu süre aslında yetersiz aldığı gece uykusuna takviye denecek kadar bile değildi. Başlarda en bildik metot, yani uyutmak için uyandırmak önceliğimiz, kısa bir süre sonra uyku saatleri düzene giriyor zaten.

Sıra gece uykusuna geldiğinde, amaç 21:00 de uyumuş olmasını sağlamak olduğu için yine uykuya dalması için geçecek süreyi hesaba katarak saat 19:30 da banyosunu yaptırdık, 20:00 de ballı sütünü içti, dişlerini fırçaladı ve artık uyumaya hazırdı. Yine ortalama bir saat kadar uyumamak için direndi tabi ama ilk gece saat 21:45 de, ikinci gün 21:30 da, üçüncü gün 21:10 da, dördüncü gün 21:50 de 🙂 ve sonraki günler 21:10 ve 21:00 civarı uyumaya başladı çok şükür.

Tam bir hafta sürdü uyku alıştırmalarımız ve özellikle bu süre boyunca, bazı şeylerden ödün vermeniz çok önemli, misal sosyal hayat, dışarıda geçirdiğiniz  zaman, ev gezmeleri vs. yani özellikle akşam saatlerine sarkan aktiviteler ya geçici bir süre yada bizde ki gibi tamamen askıya alınmalı 🙂 Tüm bu çalışmalar sırasında bebeğinizin yaşı, uyku alışkanlıkları da çok önemli. Düzen sağlamaya çalışırken bu değerleri kendinize göre uyarlamanız gerekiyor. Misal çift uyku döneminde ki bir bebekse, yada anne sütü içen..

Şimdilik yaz ve kış saatlerine göre 22:00 / 21:00 diye revize ediyoruz uyku saatlerimizi.

Bebeklerin ortalama uyku gereksinimleri de aşağıda mevcut, faydası olması dileğiyle,

sevgiler,

0-3     Ay : 16 saat

3-5     Ay : 14 saat

6-23   Ay : 13 saat

24-36 Ay : 12 saat

37-60 Ay : 11 saat

Melatonin : Epifiz bezinin, ışığa duyarlı olan pineolasit hücrelerinden salgılanır. Biyoritmi belirler. Kişiden kişiye göre değişse de 23:00 – 05:00 saatleri arasında salgılanan bir hormondur.

ATOPİK DERMATİT BEBEKLER İÇİN BAKIM

atopik dermatit
Atopik Dermatit bebeklerde en sık rastlanan cilt rahatsızlığı. Çeşitli nedenlerle ortaya çıkan, deride kızarıklık, şişlik, kaşıntı gibi belirtiler gösteren ve kızımda da bende de mevcut olan bu cilt rahatsızlığı hayli özenli bir bakım ve hassasiyet gerektiriyor. Kullandığınız ürünlerden, giydiğiniz kıyafetlere ve hatta yediklerinize kadar..

Doğumdan kısa bir süre sonra fark ettiğimiz kırmızı kabartılar, bir türlü geçmeyince, 1.Ay muayenesinde doktorumuza durumdan bahsettik. Cildinin çok hassas olduğunu, kıyafetlerine dikkat etmemiz gerektiğini söyledi. İlk andan itibaren, her şeyine ve doğal olarak aşırı özenli davranmamıza rağmen olumlu bir sonuç alamadık ve 3.ay da farklı bir doktora götürmeye başladık kızımızı. Bu defa geçmek bilmeyen ve ara ara daha da artan o kızarıklıkların Atopik Dermatit olduğunu öğrendik. O zamana kadar sevgiyle ve koruma içgüdüsüyle şekillenen onun için her şeyin en iyisi olsun çabamız, çok daha bilinçli bir hal aldı.

Anne olmadan önce de pamuklu ve sentetik kıyafetler konusunda fazlasıyla takıntılı bir insan olduğum için giyim konusunda hiç sorun yaşamadık. %100 pamuk olmayan hiç bir şeyi satın almadığımız gibi, tekstil ürünlerinde de aynı özeni gösterdik.  Ama yeni doğan bebekler için olan dermo kozmetik saç ve vücut şampuanlarını dahi ilk zamanlarda kullanmamamız gerektiği aklımıza gelmedi tabi. Bir süre sabunsuz ve şampuansız yapılan banyolardan sonra doktorumuzun tavsiyesiyle 3 gün Dermatop krem kullandık. Kortikosteroid bir ilaç olduğu için hayli tedirgin olduk kullanırken ama kızarıklıklar 2.gün geçti. Sonra cilt neminin dengede olmasını sağlamak için sürekli olarak Linola Losyon kullanmaya başladık. Sürdüğünüz ilk andan itibaren fark edilir derecede cildi yatıştıran ve nemlendiren bir losyon. Yanaklarında, kulak, göbek ve kollarında olan tüm hafif düzey kızarıklık ve kuruluklar kısa sürede yatıştı. Yeni doğan bebek dönemi boyunca aynı ürünü kullanmaya devam ettik ve tabi anaannesinin özene bezene ördüğü yün yelekler,  süveterleri hiçbir şeyi giydiremedik, ilk zamanlar ne ara kirlenecek demeden kar kış bile gün aşırı mutlaka ılık banyolarını yaptık, pişik kremleri, ıslak mendiller ve diğer temizleyici ürünler de dahil her şeyi cildine uygun olarak kullandık. Sonuç olarak ; Atopik Dermatit geçen bir şey değil, sadece yatıştıra biliyorsunuz ve sürekli özenli davranmak, iyi bakmak zorundasınız.

mustela

2 yıl Linola kullandıktan sonra, geçtiğimiz hafta Mustela / Stelatopia Lipid Replenish Balm’a başladık. Yapısı, bebeğimin cildinde bıraktığı nem gayet iyi, şimdilik memnuniyet sağlayacak gibi görünüyor.

Pişik kremi olarak da kullanmadığımız ürün kalmadı neredeyse diyebilirim. Ama 2 yıldır en çok memnun kaldığım pişik kremi Palmer’s Bottom Butter. Kızarıklıkları pişiğe dönmeden söndürebiliyor. Atopik Dermatit ciltler diğer ciltlere oranla daha sık ve kuvvetli pişik oluyor. Bir de üstüne bizde olduğu gibi ilk 1,5 yıl bir yandan da kabızlığın tetiklediği bir pişik durumu varsa durumu kontrol altına almak hayli zor olabiliyor. Mesela geçen yaz onca krem, doktor ziyaretleri, kabızlık ilaçları, hatta lavmana rağmen kabızlıkla birlikte poposunda ki kızarıklıklar yaraya dönüşebildi. Her çişle nasıl sızlıyordu o açık yaralar, ne kadar acıyordu canı meleğimin kim bilir 🙁 Birde nemli bölge, ne sürerseniz sürün kurumak bilmiyor ve tabi minicik bir bebek her ilacı kullanamıyorsunuz. Çok şükür geçti ama o dönem epey ders aldık, elbet istisnalar vardır ama doktorların çoğu (üstelik maalesef, özel muayenehanesine gittiğimiz şuan ki çocuk doktorumuz, daha önce gittiğimiz diğer özel hastane doktorları dahil) kabızlığa çok sıradan yaklaşıyorlar. İlerlemesinde ve çözüme ulaştırılamamasında payları büyük maalesef! Ama bu çok detaylı bir konu, bu yüzden en kısa zamanda başlı başına kullandığımız ıslak mendillere kadar yazmak gerek tüm maceralarımızı..

Velhasıl, sevgili Atopik Dermatit bebek anneleri, öncelik aşırı hassas ciltlerine aynı hassasiyetle bakım.. Sonrasında dönem dönem artan kızarıklıkların, kabartıların üstesinden gelmeye alışıyorsunuz..