BEBEKLERDE GÖZLÜK KULLANMA ALIŞKANLIĞI

Görme sorununun fark edildiği an film başlıyor aslında ! biz mesela 6-8 ay arası acabalara, 8.aydan itibaren de araştırmalara başladık. Çünkü çoğu zaman net şekilde sinyaller veriyor o minnacık hareketleri. Mesela Ada, şu ahşap tutma yerleri olan puzzleları bi türlü yerine denk getiremiyordu ve motor becerisi yada oynama isteği ile alakalı bi durum olmadığını, iyi göremediğini çok geçmeden anladık. Yürümeye başladıktan sonra kontrolsüz, dengeyle alakası olmayan düşmeleri ve tabi bide göz kayması, özellikle sol gözde ve daha pek çok sinyal vardı ! Yinede iyi görmediğinden şüphelendiğimiz ilk an doktora gitmedik açıkçası, bi süre izledik, emin olmak, yormamak adına.. Yürümeye, daha kontrollü hareket etmeye, sesli ve ufak tefek sözcüklerle de kendini ifade etmeye başladığında, 14 aylık falandı sanırım bıdık hanım, İzmit Dünya Göz Hastanesinde Prof. Dr. Orhan Elibol’a götürdük ve muayenin ardından her iki gözünde 6,5 numara hipermetrop astigmat / ayrıca sol gözde tembellik olduğunu ve %20 görebildiğini öğrendik. Doktorumuz 4,5 numara gözlük, 2 ay kapama ve akabinde kontrol verdi. Gözlükler 1 hafta içinde hazır oldu, ama kapamayı eve dönerken aldığımız güya şirin görünce ikna olur sandığımız, çiçekli kelebekli göz bantlarıyla, eve döner dönmez yapmaya başladık. Kolay olmadı, diğerine göre bi nebze daha iyi gören sağ gözünü kapayıp solu çalıştırmak onun için hiç bi anlam ifade etmediği gibi, göremiyorum diye ağladı, tabi peşine ben de, evde bi harele gürele, ben bantları bi yana kendimi bi yana atmaya heveslenmişken eşim yapalım edelim diye zorladı, derken 2 ayın sonunda doktorumuz iyi kapamışsınız dedi 🙂 Görme oranında %80’i yakalamışız çok şükür. Birkaç ay sonra gözlük numarası 6,5 numaraya yükseldi ve rutin kontroller devam ediyor.

Bebikine gözlük alışkanlığı kazandırmaya çabalayan anne babalar, inanının “daha iyi gördüğünü fark ettiği anda kendi takmak isteyecek” doktorumuz da öyle söyemişti, zorlamak inatlaşmak ne kadar küçük olurlarsa olsun ters tepiyor maalesef. Zamana yayıp, yumuş yumuş yönlendirmek en güzeli gibi, dilerim sizde de işe yarar..

sevgiler

BEBEKLERDE REFLÜ

Bebeğimizin henüz 2 haftalık, çok minnacık olduğu zamanlarda duyduk ilk olarak bebek reflüsünü, uzun süreli ağlamaları ve bi anda başlayan kusmaları bizi hayli endişelendirmişti. Doktorumuzun ilk önerisi okyanus suyu ile burun tıkanıklığını gidermek oldu. Ki ben asıl sorunun hazır mamalar olduğunu, hatta anne sütü alsaydı olmazdı diye düşünürken bu öneri hiç içime sinmese de denedik ve tabi ki hiç bi işe yaramadı. Doğduktan sonra sadece 2,5 ay, o da zar zor, şekilden şekle girerek anne sütü verebildim. Bi diğer sorun da gaz yapan biberonlar.. Velhasıl, şayet bebeğiniz sütünüzü içmiyor, yada sütünüz gelmiyorsa, n’apın ne edin, hatta makineyle sağın verin ama yine verin..
O içinde bi dünya katkı maddesi olan, suyla çalkalanınca süt taklidi yapan toz mamaları vermemek, reflü ve benzeri sorunları önlemede de, beslenme hayatına başlarken de en sağlıklı adım olurdu sanırım.

Reflü nedir ?

Halk arasında ‘mide yanması’ olarak da bilinen Reflü hastalığı; mide içeriğinin (salgılar, mide asidi ve gıdaların hazmedilmesini sağlayan pepsin maddesi) yemek borusuna geri kaçmasıdır. Normalde gıdaların yemek borusundan mideye geçmesinden sonra, yemek borusuna geri gelmemeleri gerekir. Ama reflü hastalığında bu düzen bozuluyor. Mideden yemek borusuna doğru olan kaçak, sadece yemek borusunun alt kısmında olduğunda buna ‘gastro-özofageal reflü’, gırtlak seviyesine kadar olduğunda ‘larengo-farengeal reflü’ adı veriliyor.

Reflüye karşı alınabilecek basit önlemler nelerdir ?

Anne ve babalar aşağıdaki önlemleri alırsa; çoğu bebekte ilaca gerek kalmadan reflü tedavi edilebilir:
Bebekleri beslenme sonrası başı yukarıya gelecek şekilde karın ya da sırt üstü yatırmak (yatakta kaymayı önleyici ve istenilen 45 derecelik açıyı sağlayan yastıklar kullanılabilir).
Mümkün olabildiğince anne sütü ile sık ve az beslenmek.
Bebeğini anne sütü ile besleyen annelerin; kendi beslenmelerinde kafeinli içeceklerden kaçınması ve sigaradan uzak durması.
Bebeğin beslenme sonrası gazının çıkartılması.
Mama kullanımında daha koyu kıvamlı özel mamaların kullanılması.
Beslenme sonrası; bebeğin ağlama ve gülme gibi karın kaslarını harekete geçiren ve hava yutmasına neden olan aktivitelerden uzak tutulması.

KIDS MENU FİLMİ

geçtiğimiz haftalarda bi film izledim, özellikle 4 yaşında ki kızım izlesin diye ama bu sayede ben de çok şey öğrendim, adı; kids menu !

neyi neden yapmalıyız ve nasıl daha kolay hale getirebiliriz, çok yalın bi dille anlatmışlar. Sadece biraz dublajı amatör ama sırf içinde barındırdıkları için bile tekrar tekrar izlemeye değer !

“Film yapımcısı Joe Cross, önceki iki filmiyle dünyayı dolaştırırken, binlerce kişiyle tekrar karşılaşır. Joe, çocuklukta şişmanlığın asıl mesele olmadığını, daha büyük bir sorunun semptomunun farkına vararak, uzmanlar, ebeveynler, öğretmenler ve çocuklar ile görüşür. Sağlıklı gıdaların ne olduğunun bilinmemesi. Sağlıklı ve uygun fiyatlı seçeneklere erişim eksikliği. Ve olumsuz rol modellerinin etkisi; bir ebeveyn, öğretmen ya da bir ünlü olmak. Bunların hepsi birlikte aşılması gereken bir şey gibi görünüyor, ancak yetkilendirildiğinde çocuklar genellikle daha sağlıklı bir yol ve şaşırtıcı bir seçim yapıyorlar.”

çocuğuna, şeker çikolata, abur cubur yedirmeyen annelere, nerdeyse herkes tarafından yapılan bi uzaylı muamelesi vardır ya hani, hah işte iyi ki uzaylı gibi hissediyorum diyeceksiniz 🙂

türkçe linkini, o amatör dublajlıdan daha iyisini bulabilme ihtimalinize karşın yazmıyorum,
mutlaka izleyin!
http://www.kidsmenumovie.com/

İYİ GECELER ÖNCESİ

ben ara ara “bu işi becerebiliyomuyum” yada “iyi bi annemiyim acaba” diye kurcalayan tiplerdenim ve o kurcalamalar ada’nın küçük ergenliğinin tavan yaptığı zamanlara daha çok denk geliyor sanki 😕
‘öyle yapmasaydım, şunu demeseydim yada şöyle davransaydım’lar silsilesi ki bi sonrakinde öyle davranasam onu da beğenmiyorum. hep bi yetersizlik, memnuniyetsizlik hissi 😶 ben daha önce kendimi hiç böyle hissetmemiştim. sıfırdan bi canlıyı programliyosun diye diye delirtip, hatayı aza hatta hiçe indirgeme çabasıyla sürekli bi eli ayağa dolanma hissi 😤
ve bi dengesizlik,
bazen aşırı rahat, tüm gerginlikler endişeler alınmışçasına,
bazen kıtlıktan çıkmış gibi yercesine kendimi.. ay bilemedim de bi yerde okumuştum “annelik yarı delilik’ diye hah işte öyleymiş 😂

BEZLER FORA !

Bez bırakma mevzusunu bir kaç başlık halinde yazmaya çalışıyorum ki tek seferde uzun uzadıya yazmakta pek mümkün değil zaten. http://prensesveannesi.com/bez-birakma-hazirligi.html yazımızın devamı, önce kafalar, sonra popolar hazır olsun da diyebiliriz özeti 🙂 Bu macerayı, keyifle geride bırakmış bi anne olarak, tüm kalbimle söylüyorum; sakin sakin yol almakta fayda var ! Evet, bizde başlarda, nerden başlayacağını şaşırmış her anne baba gibi, bir heves ve konuyla uzaktan yakından çokta alakası olmayan “alıştırma külotları”nı ararken bulduk kendimizi, birde klozet aparatlarını, bebek tuvaletlerini.. “Aman % 100 pamuk olsun” “poposunu çok sıkmasın” “bebek tuvaleti alalım, koca koca tuvaletlerden korkmasın” falan derken, önce görselde ki külotları buldum.

Lakin bu arkadaşlar, açıklama kısımlarında nedense belirtilmediği gibi, çiş tutma özelliğine sahip değil. Hatta neresinde “alıştırma” şanına uygun görülmüş çok merak ediyorum. Çişi değil tutmak konunun yanından dahi geçmiyor. Birde kalıpları gercekten cok küçük, şayet alacaksanız bi beden büyük seçmenizde fayda var.. Yada onlara o fiyatı verene kadar çocuğunuza bildiğimiz pamuklu külotlardan çifter çifter alabilirsiniz, çünkü kısa bi zaman sonra en çok lazım olan şey onlar oluyor. O takoz gibi, yaz günü giydirmek bile mümkün olmayan sözde alıştırıcı külotlar değil ! Sıvıyı olduğu gibi dışarı bırakan o arkadaşlarla hatırı sayılır bi zaman kaybetmemek için pek çok insanın, uzmanın, hatta blog yazarının “yapma” dediği gibi yaptım ve hoş geldin dedik gündüzleri külotlu, geceleri bezli popoya 🙂

Yaklaşık 2 aydır geceleri bez, yakın zamanda da huggies gece külodu kullanmaya başladık. Gece bezlerini bırakma zamanının gelişini, sabahları bezi kuru bir şekilde kalkmaya başladığında anladım. Ben henüz gece uykusunu bölüp tuvalete götürmedim hiç, ihtiyacı olduğunda kendi isteyebilir diye düşündüm, onu da akışına bıraktım 🙂
Yaklaşık 2 haftadır sabahları bezi kuru kalkıyordu küçük hanım, artık gece külodunu da bırakıp normal külotlara geçebiliriz diye düşünürken, tatilde, anane evinde biraz gevşedik sanırım ki bir kaç gündür bezleri biraz ıslak.
Bu durum bende başa sardık hissi yaratmadı, çünkü alıştığımız temponun hayli dışına çıktık ve yeniden rutine oturtmak için benim biraz daha dikkatli olmam gerek sanırım.

Misal bez bırakma döneminde, gece küloduna geçtiğimiz andan itibaren yaptığımız en işe yarar uygulama, uykudan 2 saat önce beslenme, özellikle sıvı alımını bırakmaktı. Bu sayede zaten geceleri çiş olayı ortadan kalkmış oldu diyebilirim.

Gündüzleri tuvaletini rahatça yapabilmesi ve birazda cezbetmesi için, renkli, şirin bi lazımlık aldık ve hala onu kullanıyor. Dışarı çıktığımız zamanlarda da, yetişkinlerin kullandığı ve üzerinde hijyenik örtüsü, bilmemnesi olmasına rağmen zerre güven vermeyen tuvaletleri kullanmak yerine yanımızda “atta lazımlığı” dolaştırmaya başladık 🙂 Bizim kullandığımız klozete de sanırım lazımlığı küçük gelmeye başladığında, uygun bi aparat alıp geçeriz diye düşünüyorum..
Bez bırakma maceramıza dair fırsat buldukça yazmaya devam, şimdilik bu kadar,
sevgiler

BEZ BIRAKMA HAZIRLIĞI

Uzman fikrine başvurulası konulardan biri de “bez bırakma” ki, tamda bu noktada ben kendi fikrime başvurmayı, çevremdekilere de aynısını yapmalarını diliyorum ! Nedeni basit, hemen her konuda olduğu gibi her çocuk farklı.. Özelikle pek çok alt faktöründe şekillendirici unsur olduğu, temeli insan psikolojisi olan konularda, uzman görüşünden önce anne görüşü diyenlerdenim ben. Danıştığınız konuda fikir üreten insanda aldığı eğitimle, kendi, belkide henüz deneyime çevirmediği teorilerini savunuyor yada deneyimledi ama sizin hayatınızda ki küçük insanla onun ki birbirinden tamamen farklı ve bu farkı gözetmiyor..

Aslında bilhassa bu yüzden yazmak istedim bu konuyu. Bebeğiniz bez bırakmaya hazır mı ? önce anne hisseder bunu..
2,5 yaşında ki kızımın poposunda her bez gördüğünde, böyle şeyler söyleyince çok tonton olduğunu sanarak, sürekli “aaa sen hala bez mi takıyosun” “çıkarsana annesi” “bak büyümüş artık” “çıkarda rahatlasın poposu” gibi cümleler üretenleri hiç bi zaman takmadım 🙂

Öncelik bunun farkına vararak rahatlamak, durumu bebeğinize ve kendinize kısaca akışına bırakmak.. Şayet varsa etrafınızda kafa olarak kendinize yakın hissettiğiniz biri, onunla bi küçük beyin fırtınası yapmak. Ama kıyaslama yapmadan, asıl mevzudan kopmadan..

Ben öyle yaptım, geçen yıl maalesef şimdi adını bile hatırlamadığım bi blogda, hayli sempatik bi yazı okudum, üzerine aklımda iyice yer eden şeyleri aklına güvendiğim bi arkadaşımla paylaştım ve sonra hemen harekete geçmek yerine zamana bıraktım.

Epey zamandır bezi istemeyişleri, çişi, kakası geldiğinde kendiliğinden söylemesi, bez bırakma zamanı geldi demekti. Biz 3 yaş doğum gününü kutlamadan önce, “doğum gününden sonra bezi bırakalım” kararı aldık ve o zamandan sonra da alıştırmalara başladık.

Sürekli çişin var mı, kakan var mı ? diye bunaltmadım Ada’yı, çünkü bu yaklaşımın onda ters tepeceğini biliyorum. Misal, boş bulunup bir kaç kere “çiş, kaka var mı annecim” diye fazladan sorduğumda, “hayır” dedikten hemen sonra bilinçli bi şekilde olduğu yere çişini yapmıştı. Velhasıl küçük hanım 3 yaşına bastıktan hemen sonra ufak ufak bez bırakma aksiyonuna girdik diyebiliriz.

PROFESYONEL GÖRÜNÜMLÜ SEMPATİK HAMİLELİK / ÜÇÜNCÜ TRİMESTER

Artık çömezlik günlerini geride bırakmış, kıdemli bi hamileyim 🙂 Minik prensesimizin alışverişinin neredeyse tamamını 7.ayın başlarında gerçekleştirdik. Artık göbeğim devasa boyutlara ulaşmış, biri el uzatmadan oturduğum yada yattığım yerden kalkmak yerine yuvarlanır olmuştum 🙂 Aklıma geldikçe gülüyorum, yirmili yaşlarımdan sonra zerre çaba sarf etmeden 56 kilonun üzerine çıkmamış ben, tartıda 83üde gördüm ! ve ondan sonra saymamaya başladım, sanırım doğuma 85 kiloyla falan girdim 🙂
Geçtiğimiz cumartesi günü de doktorum Gülçin Uğurel AYDAR, çatı muayenesi sonucu sezaryen doğuma daha uygun olduğumu ve artık gün belirleyebileceğimizi söyledi. Şuan 38 haftalık hamileyim ve inşallah 2 Aralık 2013 günü sabah saatlerinde doğum için Konak Hastanesinde olucaz. Heyecan dorukta, minik prensesimizi sağlıklı bi şekilde kucağımıza alacağımız anı bekliyorum.. Allah bize de, dileyen herkese de bu güzel duyguyu yaşamayı nasip etsin inşallah..

PROFESYONEL GÖRÜNÜMLÜ SEMPATİK HAMİLELİK / İKİNCİ TRİMESTER

4. Ay itibariyle artık göbeğimdeki çıkıntı iyiden iyiye kendini gösterir hale geldi, bulantılar, halsizlikler ve hastalık hissi sağlayan haller, yerini iştah patlaması, aş erme denen enteresan şey gibi sevimli belirtilere bırakıp gitti 🙂 Artık hamileliğin eğlenceli döneminin içine dalmış, üzerimdeki ilginin tadını çıkarmaya, bırakın yumurta kırmayı, dolaptan kahvaltılıkları alıp kendini doyurmak yerine aç kalmayı seçen kocamın “canının istediği bişey var mı, aşkım bak sana ne aldım, ne yapayım sana ne istersin” sorularıyla şaşkınlığın doruklarına tırmanmaya başladım 🙂 Bulantı dönemini yaptığı şahane tostlarla atlatmamın ardından, peynirli kek, pasta, dolma, çorba, börek ve daha pek çok rüyamda görsem inanmayacağım aşkımın ellerinden çıkma lezzet denemesinin ardından anladım ki hamilelik güzel şey 🙂
O keyifli anların yanında artık iyice kafanızı meşgul etmeye başlayan bi mevzu var ki; o da bebeğinizin cinsiyeti 🙂 kız mı erkek mi? ne isim koyabiliriz? kılık kıyafet almaya ne zaman başlasak? beşik mi oyun parkı mı? ve daha bi dünya soru.. 4,5 aylık hamileyken nihayet bebeğimizin cinsiyetini, dünyaya minik bir prenses geleceğini öğrendik ve o sevinçle kendimizi en yakın e-bebek mağazasında, birbirinden tatlı bebek eşya ve kıyafetlerinin içinde bulduk. Detaylı alışveriş için biraz daha beklememiz gerektiğini bilerek, hevesimizi gidermeye yetecek kadar pembelere bürünüp keyifle çıktık mağazadan 🙂 Sırada kapsamlı bir ihtiyaç listesi oluşturmak vardı artık ve sonrasında alışveriş için doğru zamanı beklemek..

PROFESYONEL GÖRÜNÜMLÜ SEMPATİK HAMİLELİK / BİRİNCİ TRİMESTER

Bizde herkes gibi “acaba mı” dediğimiz anda minik plastik bi cisimle tanıştık ve eşimin “tek çizgi mi, çift çizgimi, tek mi çift mi, tek mi çift miii” diye sayıklayışının ardından, benim sonradan beliren ikinci çizgiye odaklanışım, şaşkınlığım, güleyim mi ağlayım mı bilemediğim hallerim, eşimin benden daha sakin ama komik halleri, birbirimize sarılışımız, na’pıcağmızı bilemeyişimizle başladı herşey 🙂
Şaşkınlığımı atlattıktan hemen sonra, doktora gitmeden “tamam” demiyelim, kendi kendimizi gaza getirmeyelim dedim ve ilk dr kontrolümüzden sonra 5,5 haftalık hamile olduğumu, henüz kesemin yeni oluşmaya başladığını, bi sonraki kontrolde de inşallah kalp atışlarını duyacağımızı öğrendik.. Bu defa da kalp atışlarını dinlemek adına beklediğimiz 2 hafta sonraki kontrolü iple çekmeye başladık ve çok şükür sonrasında 2 aylık hamile olduğumu öğrendik.. Doktorum bulantıların başladı mı diye sorduğunda, büyük bi keyifle “hayır” demiş, ertesi gün hiç bişey yiyemeyecek kadar bulantım olduğunu faarkettiğim de o keyiften eser kalmamıştı.. Sonraki günler, bitmek bilmeyen bulantılar, bişeyler yiyememenin getirdiği halsizlikler, yatakta fazlaca vakit geçirmekler, “hamilelik hastalık gibi bişeymiymiş” diye düşünememe neden olan hayal kırıklıklarıyla geçti.. Oysa ben sadece göbek şişer, içinde bebek büyür, 9 ay regl olunmaz falan diye tamamen basite indirgemiş, durumu kendi açımdan keyifli kılmaya çalışıyodum.. Ama hiç de öyle değilmiş..
Derken; yemeği fazla kaçırmış yada regli günü hayli geçmiş gibi görünen göbişi saymazsak, hamile gibi görünmeyen bi bedenle, yeni ve düşük tehlikesi nedeniyle fazlasıyla korumam gereken mevcut durumum arasında yaşadığım gelgitler, bulantılar ve halsizliklerle dolu ilk 3 ayı geride bıraktık çok şükür..

ANNELER GÜNÜ MÜ OLURMUŞ

80

Derdim hep.. Anne olunca değişmedi iş tabi, en azından tamamen.. Aslında hala, kısmen aynı kanıdayım ama biraz daha törpülendim diyebilirim. Eskiden sadece, bu ıvır zıvır günlerin çoğunun maksadını aşıp, pek çoğunuz gibi ticari unsur haline getirildiğini, en yalın haliyle insani duyguları sömürdüğünü düşünürdüm. Şimdiyse, zaten her şeyin sömürü mantığına dayalı olduğunu kabullenmiş bi bünye olarak, standart aile ortamlarını istisna varsayıp, hatırlanıp, biraz tebessümle günü renklenecek kadınların varlığı adına makul karşılar oldum.

Ailemiz, yuvamız bizim dünyamız olabilir ama dünya bizden ve gördüğümüz kadarından ibaret değil. Hayatı boyunca anneler günü kutlamamış bi kadının, bu yıl kutlama ihtimali belki milyonda bir ama onun bu güzelliği, sadece aile içinde farklı ve mutlu bir ortam yaratmak için evladına aşılama ihtimali çok yüksek. Burada mühim olan sevgiyi paylaşmak, paylaşmayı bilmeyenlere yol göstermek, biraz daha sevgiyle gördüğümüzden daha fazlasını güzelleştirmeyi amaçlamak dünyanın.. Çünkü ne oluyorsa sevgisizlikten oluyor diyenlerdenim ben.

Siz o ticari oyunlara gelmeden, başkalarını, bir yanı eksik olanların incitmeden, onlar için mutluluk dileyerek, kendiniz için küçük mutluluklar inşa ederek, hatırlanmayı, aile içi küçük gelenekleri evladınıza aşılayabilirsiniz.

Ben bunun için her 14 şubat, 23 nisan ve anneler gününde, rutinde de yaptığım gibi kitaplar almaya başladım kızıma. Başka bi sevgiye kucak açsın, daha okumayı bile bilmeden resimlerine bakıp hayaller kursun, önce sadece sayfalarını, kokusunu sevsin diye.. Hayatınızda ki en güzel şey küçücük bi evlatsa, ne koyarsanız koyun yanına yetmeyecek zaten anlatmaya sevginizi.. En iyisi sevmeyi öğretelim, insanca, saygıyla, her şeyi, tüm renkleri, evreni.. Benim anneler gününden de dayatılan tüm o “özel” günlerden de anladığım bu.. Sevmek ve her fırsatta birlikte öğrenmek.. Öyle göreceğiz o güneşli güzel günleri…

Anneler gününüz kutlu olsun,
sevgiyle..